Www kalma

Discordianismo

2018.05.25 22:04 minimalista Discordianismo

Templo Digital da MultiCabala dos Muito Confusos, seção Reddit. Somos uns tolos, filósofos, `patafísicos e loucos juntos & desunidos intrigados com Éris, a Deusa da Discórdia, do Caos, da Confusão, da Burocracia e de outras peripécias.
[link]


2020.10.25 23:59 karanotlar VE TÜRK’ÜN GÜCÜ TEST EDİLDİ

Osmanlı’dan sonra kurulan yüzyıllık Türkiye’nin gücü nedir? Stratejisi, geleceği ve uygarlık seviyesi itibariyle pozisyonu nasıl görülüyor? Toplum devlet ilişkisi, toplum bilinci ve devlet kurgusu ne düzeydedir? Ve bu devletin gücünü test etmek mümkün mü?Kurgu ile gerçekleştirilen darbeden sonra devlet, aynen yüzyıl önceki gibi, kendini yeniden reorganize etti. Yek vücud olup sınır içinde ve dışında savunmadan çıkıp atak pozisyonuna geçti. Kemalistler, muhafazakar İslamcılar, milliyetçiler güç birliğine gitti. İktidarı ve muhalefetiyle toplumu da hazırlayıp ırkçılıkla donattılar. Ekonomik, siyasal, sosyal krizlerin hepsini bastırdılar. Provokasyonlarla karşı düşmanlar oluştururken, propaganda ve hamasi söylemlerle de safları ırkçı milliyetçi emellerle beslediler. Eş zamanlı olarak operasyonlara geçtiler. Kürt kentlerine tanklar ve toplarla saldırı başlattılar, ardından yerel yönetimleri gasp ettiler. Kürt siyasetçilerini, STK temsilcilerini o gün bügündür aralıksız tutukluyorlar. Aynı şekilde batı bölgelerinde sendikaları, STK yönetici ve üyelerini, Îslamcısından solcusuna, liberaline değin bir dizi tutuklamalara gittiler, sürgünlere sebep oldular. Akabinde Antep’te bir Kürt düğününde onlarca sivil insanın ölümüne yol açacak katliamı gerekçe yapıp Suriye’ye girdiler. Böylece belki ilk kez bu kadar açık biçimde saldırı girişiminde bulundular. Bab-Cerablus ardından Afrin, devamında Serêkaniyê ve Girê Spî işgaliyle toprak ele geçirme hevesini açıkça gösterdiler. Sonra Akdeniz’in fethi ve Libya’ya akın etme hayallerinin peşinden gidildi. Kürdistan’da ilk elde Xakurke, devamında Heftanin’de kalıcı olacak biçiminde saldırı girişiminde bulundular. Kerkük’te paramiliter güçleri organize ederek müdahil olma, Başika’da Sunni Arapları eğiterek Şengal ve Musul’u da çevreleme ve denetim alanına almaya çalışıyorlar. Askeri güç yanı sıra istihbarat eliyle ajanlaştırma, entrika, bağlı örgütler oluşturup güç olma derdindeler. Nihayetinde şimdi Karabağ’dalar. Kudüs, Kerkük ardından Karabağ’da da kronik kriz yaratmak için birçok güçle birlikte fitili yaktılar. Bu kentlerde dinsel, etnik, politik krizler hiçbir zaman çözüme kavuşmaz. Stratejik pozisyonları, zengin doğal kaynaklara yakınlıkları, etnik ve kültürel çoğulculuk birçok gücün müdahalesine, komplo ve entrikasına zemin olur. Kriz derinleştikçe müdahil ülkeler, çevre ülke ve bölgeler ister istemez etkilenir, krizden kaynaklı istikrarsızlık, bağımlılık, çatışma ve çözümsüzlükle baş başa kalır. Erdoğan, Akar, Fidan, Bahçeli, Başbuğ, Soylu’dan oluşan koalisyona Çiller, Ağar, Alan, Çakıcı gibi 90’ların karanlık döneminin sorumluları da açıktan destek veriyor. Halkı da belli ölçülerde etkilerine almış durumdalar. Peki ne yaptılar? Birkaç cephede birlikte çatışma yürüttüler, istihbarat veya taktiklerle kaos ve krizler çıkarıp farklı ülkeleri karşı karşıya getirdiler, sorunlara ortak ettiler; ABD-Rusya gibi büyük güçler arasındaki çatlaklardan yararlanmak için denge ve dengesizlikleri kullanarak çıkar sağlamaya çalıştılar. AB ile demokrasi uyum süreci ve ekonomik işbirliğini bir kenara bırakırken, mültecileri, radikal İslamcıların şiddetini bir araca dönüştürüp Avrupa’ya karşı şantaj, tehdit ve şiddete dönüştürdüler, para talep ettiler, uygulamalarına sessiz kalmalarını istediler. Kısmen başardılar da. Tekstil, turizm, inşaat ve tarıma dayalı ekonomiye bir miktar montaj ve silah sanayini eklediler. İçeride ve dışarıda çok insan öldürdüler. Çok kaos yarattılar. Çelişkileri ve uzlaşmazlıkları büyüttüler ve bundan da kahramanlık hikayeleri çıkardılar. Peki gerçekten öyle mi? Süreci bir test olarak kabul edip sonuçlarına baktığımızda TC Osmanlı’dan bir adım öteye gitmiş değil. Hala fetihçi mantıkla hareket ediyor. Hala bir türlü dikiş tutturamayan Türkçülüğü kurmaya çalışıyor ve bunun dışında kalanları asimilasyon, şiddet, sürgün ve katliamla eritme, yok etme ısrarını elden bırakmıyor. Kapitalist sistemin düsturu olan kalkınma, refah, demokrasi, pazar serbestiyeti, rekabet, sermayenin özgürlüğü konusunda dahil hala anlaşılır bir ilerleyiş yoktur. Ve bu yapı Libya’da diskalifiye edildi. Akdeniz’den adeta kovuldu. Suriye’de tüm saldırı, şantaj ve tehditlerine rağmen gerileme ve çekilme sürecine girdi. Arap dünyasından tecrit edildi. Ambargoya maruz kaldı. İlk kez ele geçirip kalma iddiasıyla oluşturduğu strateji çerçevesinde Xakurke ve Heftanin’de PKK sahasına girdi. Birkaç tepede de güçleri konumlandı. Ama bu adeta bir yenilginin habercisi gibi duruyor. Çünkü 10’larca yıldır büyük özlemini duydukları bazı alanları ele geçirerek, hatta sloganlaştırdıkları gibi Kandil’e bayrak dikseler dahi Özgürlük Hareketi’ni bitiremeyecekleri anlaşıldı. Bir musibet bin nasihattan hayırlıdır misaliyle görüldü ki, tepe ve toprak ele geçirmeyle hareketin ne askeri gücü kırılır, ne politik etkisi, ne de halk ile bağı koparılabilir. Aksine hakeketin daha da yayılması, hatta Türkiye içlerine dahi taşmasına fırsat verecek bir düşünsel, askeri ve politik zemine fırsat vermiştir. Şimdi Karabağ’da Azerileri kışkırtarak Ermenileri de katlederek yüzyıllık planını tamamlamanın hayalini kuruyor. Oysa Pers uygarlığıyla karşı karşıyadır. Oysa Kudüs, Kerkük gibi Karabağ da bir girdaptır ve uğraşan bütün güçleri yuttuğu, tükettiği gibi Türkiye’yi de çürütme, parçalama, izole etme sürecine sokmuştur. Gayet net anlaşılıyor ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin durumu Osmanlı’nın bitişinin öncesindeki 10-15 yıla benzemektedir. Farklı coğrafyaların, siyasal düşüncelerin, radikal grupların, sorunlu devletlerin meselelerini de vakumlamış, içine çekmiştir. Örneğin radikal İslamcıların, etnik grupların, mültecilerin, sınırdaş ülkelerin, devrimci demokratik hareketlerin müdahalesine açık hale gelmiştir. Mevcut statüko artık tükeniş sürecindedir.
Ehmed Pelda http://www.yeniyasamgazetesi2.com/ve-turkun-gucu-test-edildi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.10.20 10:27 Obeziteameliyati Mide Balonu Uygulaması

Mide Balonu Uygulaması

Mide Balonu Ameliyatı

Mide balonu, cerrahi bir operasyon gerektirmeden uygulanan ve fazla kilosu bulunan kişilerin kilo vermesini sağlayan bir yöntem olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Bu uygulamada, bir endoskopi cihazı ile mideye girilmekte ve midenin içine hava ya da sıvı oldurulmuş olan bir balon yerleştirilmektedir. Oldukça kısa bir süre içerisinde gerçekleştirilen bu işlem sonrasında kişiler normalinden daha az acıkmakta ve az gıda ürünü ile daha fazla doymaktadır. Böylelikle kilo verilmesi sağlanmaktadır. Günümüzde oldukça yaygın olarak tercih edilen bu yöntem, kilo verilmesini sağlamak için oldukça etkili olmaktadır.
Mide balonu uygulaması ile kilo vermek isteyen kişiler öncelikle uygulamanın gereklilikleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü obezite cerrahisi kapsamında kalıcı olan bir uygulama değildir. Bu işlemi yaptıracak olan kişilerin yaşamlarından değişiklik yapması kaçınılmazdır.

Mide Balonu Nedir?

Mide balonu yöntemi, fazla kilosu bulunan kişilerin zayıflamasını sağlayan bir yöntemdir. Bu yöntemde kişilere herhangi bir kesi atılmamaktadır çünkü mide balonu yöntemi cerrahi bir operasyon değildir. Bu uygulamada endoskopi yöntemi kullanılmaktadır. Kişilerin ağızlarından ucunda görüntüleme cihazı bulunan bir endoskopi cihazı mideye kadar uzatılmaktadır. Monitör üzerinden görüntü izlemesini yapan hekimler, boş bir balonu mideye ulaştığında yerleştirmekte ve daha sonra sıvı ya da hava ile doldurarak işlemi sonlandırmaktadır.
İşlem sırasında hava ya da sıvı doldurulan mide balonu, kişilerin midesine baskı yapmakta ve doygunluk hissinin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Midesinde balon bulunan kişiler, daha az yemek yiyerek doygunluk hissine sahip olmaktadır. Herhangi bir kesi atılmadan, cerrahi işlem uygulanmayan bu zayıflama yönteminde kişilere kısa süreli olarak anestezi uygulanmaktadır. Dolayısı ile işlem sırasında anestezi etkisiyle acı ya da ağrı hissedilmemektedir. İşlem sonrasında da ağrı ya da acı duyulmasına neden olacak bir durum yaşanmamaktadır.
Endeskopik Mide Balonu uygulaması ile kilo vermek isteyen kişiler öncelikle uygulamanın gereklilikleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü obezite cerrahisi kapsamında kalıcı olan bir uygulama değildir. Bu işlemi yaptıracak olan kişilerin yaşamlarından değişiklik yapması kaçınılmazdır.
https://preview.redd.it/4i5x4jtlm7u51.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=8b2031035b1ba36f369e892c16c89b859265c2f8

Kimler Mide Balonu Yaptırabilir?

Tüp mide uygulamasını aşırı kilolarından şikayetçi olan herkes yaptırabilmektedir. Fakat balon yöntemi ile kilo vermek isteyen kişilerin öncelikle bir doktor muayenesine gitmesi ve uzman görüşü alması gerekmektedir. Çünkü mide balonu, herkesin fazla kilolarından kurtulmasını sağlayacak bir yöntem değildir. Bu yöntemin hangi kişiler üzerinde etkili olacağı uzman hekimler tarafından belirlenmektedir.
Mide balonu uygulaması için ideal olan kişiler; vücut kitle indeksi 30 ile 40 olan kişilerdir. Genel olarak mide balonu uygulaması aşırı kiloya sahip olan yani obezite hastası olan kişilerin, obezite cerrahisine başvurmadan önce uygulattığı bir işlemdir. Bu uygulama sayesinde obezite cerrahisi kapsamında operasyon olacak kişilerin kilo vermesi sağlanmaktadır.

Kimler Mide Balonu Yaptıramaz?

Mide balonu genel sağlık durumu elverişli olan ve morbid obezite kategorisinde yer almayan kişilere uygulanabilmektedir fakat kısıtlılıkları da bulunmaktadır.
Midesinde çeşitli rahatsızlıklar bulunan kişiler, mide rahatsızlıklarını gidermeden taktıramamaktadır. Bu nedenle mide rahatsızlığı olan kişilerin öncelikle gerekli olan tedaviyi uygulaması gerekmektedir.
Bununla birlikte kortizon kullanımı yapan kişilerle gebe kadınlara da mide balonu işlemi yapılamamaktadır.

Mide Balonu Ne Kadar Süre Vücutta Kalır?

Mide balonunun vücutta kalma süresi; 6 ay ile 1 yıl arasında değişmektedir. Mide balonu yönteminde kişilerin midesine harici bir balon yerleştirilmektedir ve bu balon minimum 6 ay, maksimum da 1 yıl midede kalabilmektedir. Süre sonunda yapılacak olan kontrollerin doğrultusunda çıkartılması gerekmektedir.
Mide balonu, mideye yerleştirildiği gibi yani endoskopi ile çıkarılmaktadır. Dolayısı ile endoskopi dışında zorlayıcı herhangi bir yönü bulunmamaktadır.

Mide Balonu Yöntemiyle Kaç Kilo Verilebilir?

Mide balonu uygulamasının temel amacı; kişilerin iştahını azaltmak ve az yemekle doymasını sağlamaktır. Bu doğrultuda kişiler, uygulamadan hemen sonra mide balonunun etkisini görmeye başlamaktadır. Genel olarak mide balonu uygulaması yapılan kişilere bakıldığında; ilk birkaç ay içerisinde 10 kiloya kadar zayıflandığı görülmektedir. Balonu çıkartıldıktan sonra da kişilerin çabasına bağlı olarak kilo verimi devam etmektedir.
Mide balonu uygulaması tek başına kilo verilmesini sağlamaya yetmemektedir. Bilimsel olarak; mide balonu uygulatan kişiler doygunluk hissine daha çok ulaşmakta ve bu nedenle daha az yemek yemektedir fakat bu bir süreçtir ve kişiler bu süreçte yeme içme alışkanlıkları üzerinde değişiklikler yapmalıdır. Minimum 6 ay, maksimum 1 yıl midede kalabilen mide balonu süresince tavsiye edilen; kişilerin sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarını benimsemesi ve bununla birlikte hareketli bir yaşam tarzına geçmesidir. Böylelikle kişiler, mide balonunun çıkartılmasından sonra da kilo verebilmekte ve ideal kilosunu koruyabilmektedir.

Mide Balonu Sonrası Süreç Nasıl İşler?

Mideye balon uygulamasının gerçekleşmesiyle kişiler, uygulamanın etkisini hemen görmeye başlamaktadır. Bu uygulama sonrasındaki ilk günlerde genel olarak bir yabancılık hissi yaşanabilmekte ve hatta mide bulantıları söz konusu olabilmektedir fakat bu geçici bir durumdur. Kısa zaman içerisinde bu yöntemi kullanan kişiler alışmaya başlamaktadır.
Uygulama sonrası birinci hafta şikayeti olan kişiler genellikle ikinci haftada şikayetlerinden kurtulmakta ve etki görmeye başlamaktadır. İşlem sonrasında üçüncü haftada ise vücut tamamen mide balonuna uyum sağlamaktadır.

Mide Balonu Sonrası Nasıl Beslenilmelidir?

Mide balonu işleminden sonra kişilerin benimsemesi ve uygulaması gereken diyet programı, uzman hekimlerin kontrolünde diyetisyenler tarafından oluşturulmaktadır. Bu süreçte her bireyin uygulayacağı diyet programı farklıdır. Dolayısı ile aynı yöntemi uygulatmış olan başka kişilerin diyet programı ile kişilerin kendi diyet programları benzerlik göstermektedir. Bu süreçte yapılması gereken; kişiye özel olarak hazırlanmış olan programa uyulmasıdır.
Her ne kadar her kişinin diyet programı farklı olsa da mide balonu işlemini yaptıran kişiler, hızlı yemek yeme alışkanlıklarına son vermeli ve yemek esnasında doygunluk hissine ulaştığında yemek yemeyi bırakmalıdır. Eğer yemek sonrasında mide bulantısı ya da hıçkırık gibi durumlar söz konusu oluyorsa, bu durum aşırı yemek yendiğinin ya da olması gerekenden hızlı yemek yendiğinin göstergesi olarak nitelendirilmektedir.

Operasyon Sonrası Egzersiz Yapılmalı Mı?

Mide balonu yöntemi tek başına kilo verilmesini sağlamak için etkili olan bir yöntem değildir. Mide balonu taktırmak, kilo verilmesini sağlamak için oldukça büyük bir etkiye sahiptir ve bu sürecin egzersiz gibi aktivitelerle de desteklenmesi gerekmektedir. Doğru yemek yeme alışkanlıkları ve egzersizler ile mide balonu uygulamasından maksimum fayda görülebilmektedir. Bu sebeple tavsiye edilen; mide balonu taktıran kişilerin hayatlarında köklü bir değişiklik yapması ve hareketli bir yaşam tarzı benimseyerek egzersizlere de yaşamında yer vermesidir.

Mide Balonunun Zararı Var Mıdır?

Mide balonu yönteminin genel sağlık durumu için riske neden olabilecek herhangi bir zararı bulunmamaktadır fakat mide balonu harici bir madde olduğundan dolayı kişilerin alışması zaman alabilmektedir. Alışma süreci boyunca kişiler zaman zaman mide bulantıları yaşayabilmekte ve hatta kusma nöbetleri geçirebilmektedir. Sınırlı sürede midede bulundurulabilen mide balonu, süreci dolunca çıkartıldığı için herhangi bir zarara sebebiyet vermemektedir.
Kilo verilmesini sağlamak için bu yöntemi tercih etmek çoğu zaman olumlu sonuçların görülmesini sağlamaktadır fakat bu durum herkes için geçerli değildir. Yeme içme alışkanlıklarını balon midesinde kaldığı sürece değiştirmeyen kişiler, balon çıkartıldıktan sonra tekrar kilo alabilmektedir. Dolayısı ile bu süreçte önemli olan nokta; kişilerin sağlıklı beslenme düzenine geçiş yapmasıdır. Kilo vermek istiyorum diyenlerin rahatlıkla düşünebileceği bir işlemdir.

https://preview.redd.it/ecrmszawm7u51.jpg?width=512&format=pjpg&auto=webp&s=ad38a391329298f2ea80eccc90801bf604564b79
Lütfen Unutmayın, Obezite Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır! Tüm Obezite Sorularınız için Bizimle İletişime Geçebilirsiniz. Şişli Mecidiyeköy'de bulunan İstanbul Obezite Cerrahisi Kliniğimizde Hizmet Vermekteyiz.
İletişim Bilgilerimize Ulaşmak İçin: Obezite Kliniği
Sosyal Medya'da Bizi Takip Etmeyi Unutmayın: Obezite Facebook - Obezite Instagram - Obezite Youtube
submitted by Obeziteameliyati to u/Obeziteameliyati [link] [comments]


2020.10.19 12:48 nudree BUZAĞILARIN BAKIM VE BESLENMESİ

Buzağıların Bakım ve Beslenmesi
Doğumdan hemen sonra buzağıların beslenmesi: İlk 1 saat içerisinde buzağının en az 2 litre ağız sütü (kolostrum) içtiğinden emin olunmalıdır. Buzağıya ilk 3 gün anne sütü (kolostrum) günde 4-5 defa ve günlük 4-5 litre olarak içirilmelidir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir.
Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı başı aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır.
* Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon
aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir.Doğum esnasında dipten kopmuş veya kesilen göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmelidir.
*Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.
*Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz bir bezle kurulanmalı ve hızla emzirmeye çalıştırılmalıdır.
*Eğer yavru annesini emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü şekillenebilir. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar Kolostrum/süt içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, mutlaka vücut ısısında (38 ºC) soğutmadan verilmesi sağlanmalıdır.
*Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşır. Buzağı doğduğunda ise aniden durur. Kolostrum, doğumla beraber memeden sağılan son derece komplike bir salgıdır.Kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 katı kuru madde, 3 katı mineral ve 5 katı protein içerdiği gibi yüksek oranda; buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Kaliteli kolostrum buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.
* İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle işletmede ki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50g/lt ˂ IgG) beslenmelidir.
*Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 mg/ml altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.
Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler ; -Hayvan refahı; strese maruz kalması, -Kuruda kalma süresi; Sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması, -Mevsim; gebeliğin son döneminde özelikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşürmesine neden olan sıcaklık stresi, Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) % 22(50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir. - Bakım ve besleme koşulları; havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere mineral ve vitamin yetersizlikleri, -Mastitis ve diğer hastalıklar; Klinik mastitis ve diğer birçok patojenik hastalık etkini, kolostrumun miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediği gibi kolostrumla da yavruya geçmektedir. Ancak subklinik mastitis de kolostrumun IgG konsantrasyonu düşerken, üretim miktarı azalmaktadır. -Diğer faktörler; erken veya güç buzağılama, doğumdan önce sağılması veya memede sızıntı, ilk doğum veya aşırı yaşlılık, VKS 2,5 dan düşük veya 3,5 dan yüksek olmasıdır.
#buzagilarinbakımvebeslenmesi #canlihayvanpazari
submitted by nudree to u/nudree [link] [comments]


2020.10.18 18:43 9350zia What is Islam ?

It is important for every Muslim to remember this Kalma. Now let's talk about how Islam started. It is said that Islam who has reached the people with the authority of Allah. Islam is the only universal religion that the God has chosen for all the humanity to the day of judgment. for FOR CONTINUE PLEASE VISIT - https://www.islamaurquraan.com/2020/05/islam-kya-hai.html
submitted by 9350zia to u/9350zia [link] [comments]


2020.10.15 11:27 nudree Buzağıların Bakım ve Beslenmesi

Doğumdan hemen sonra buzağıların beslenmesi: İlk 1 saat içerisinde buzağının en az 2 litre ağız sütü (kolostrum) içtiğinden emin olunmalıdır. Buzağıya ilk 3 gün anne sütü (kolostrum) günde 4-5 defa ve günlük 4-5 litre olarak içirilmelidir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir.
Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı başı aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır.
* Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon
aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir.Doğum esnasında dipten kopmuş veya kesilen göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmelidir.
*Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.
*Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz bir bezle kurulanmalı ve hızla emzirmeye çalıştırılmalıdır.
*Eğer yavru annesini emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü şekillenebilir. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar Kolostrum/süt içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, mutlaka vücut ısısında (38 ºC) soğutmadan verilmesi sağlanmalıdır.
*Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşır. Buzağı doğduğunda ise aniden durur. Kolostrum, doğumla beraber memeden sağılan son derece komplike bir salgıdır.Kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 katı kuru madde, 3 katı mineral ve 5 katı protein içerdiği gibi yüksek oranda; buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Kaliteli kolostrum buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.
* İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle işletmede ki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50g/lt ˂ IgG) beslenmelidir.
*Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 mg/ml altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.
Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler ; -Hayvan refahı; strese maruz kalması, -Kuruda kalma süresi; Sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması, -Mevsim; gebeliğin son döneminde özelikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşürmesine neden olan sıcaklık stresi, Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) % 22(50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir. - Bakım ve besleme koşulları; havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere mineral ve vitamin yetersizlikleri, -Mastitis ve diğer hastalıklar; Klinik mastitis ve diğer birçok patojenik hastalık etkini, kolostrumun miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediği gibi kolostrumla da yavruya geçmektedir. Ancak subklinik mastitis de kolostrumun IgG konsantrasyonu düşerken, üretim miktarı azalmaktadır. -Diğer faktörler; erken veya güç buzağılama, doğumdan önce sağılması veya memede sızıntı, ilk doğum veya aşırı yaşlılık, VKS 2,5 dan düşük veya 3,5 dan yüksek olmasıdır.
#buzagilarinbakimvebeslenmesi #canlihayvanpazari
submitted by nudree to u/nudree [link] [comments]


2020.10.14 20:05 Weird-Preference5375 Çocuklarda Diş Sorunlarını Önlemek İçin Diyet Önerileri

Diyet, çocukların diş sağlığında önemli bir rol onerigo.com Özellikle şeker içeriği yüksek gıdaların düzenli tüketimi, diş çürümesi riskinin artmasıyla bağlantılıdır.
Karamel, şekerleme ve kuru meyve gibi “yapışkan şeker” içeren yiyecekler, ağızda daha uzun süre kalmaları ve dişlerin şekere maruz kalma süresini artırması nedeniyle diş sağlığı açısından en kötüler arasında kabul edilmektedir. Çocukların bu tür gıdalardan kaçınmaları veya en azından dişlerini yedikten sonra doğru şekilde fırçalamaları idealdir.
  1. https://akustiksahneistanbul.com/
  2. https://www.metronomusic.com/
  3. https://onerigo.com/
  4. https://sargibezifabrikasi.com/
  5. http://www.kemence.com.t
  6. https://ucakkargo.co/
  7. https://www.arabacekme.com/

Çocuğun Yaşına Göre Diş Bakımı Rehberi

Çocukların dişlerini diş etlerinden çıkar çıkmaz temizlemeye başlaması önerilir. İki yaşına kadar, diş macunu olmadan yumuşak bir diş fırçası ve su kullanmak en iyisidir. Bu, çürük oluşumunu önlemek için çok önemlidir.
İki ila yedi yaş arasındaki çocuklar için, günde iki kez dişleri temizlemek için az miktarda diş macunu (yaklaşık olarak bezelye büyüklüğünde) kullanılabilir. Dişlerini fırçaladıktan sonra, diş macununu yutmadan tükürmeleri gerekir, ancak ağzı çalkalamaları tavsiye edilmez çünkü bu florürü yıkayabilir. Çocukların iyi bir fırçalama tekniği geliştirmelerine yardımcı olmak için genellikle ebeveynlerin veya bakıcıların diş fırçalamayı denetlemeleri yararlıdır.
submitted by Weird-Preference5375 to u/Weird-Preference5375 [link] [comments]


2020.10.13 18:02 Weird-Preference5375 Pandemiyle hayatımıza yeni bir kavram girdi: onerigo.com “Öksürenin Yalnızlığı”

Hayatlarımıza çok büyük fiziksel sınırlamalar getiren, “sosyal mesafe” gibi kavramları dilimize sokan onerigo Covid-19 virüsünden kaynaklanan koronavirüs pandemisi, korkularımız arasına bir yenisini daha ekledi; koronafobi... Koronavirüse yakalanmaktan, hasta olmaktan ya da belirsizlikten kaynaklanan süreçten çok olumsuz etkilenmeyi ve büyük korkular geliştirmeyi anlatan bu kelimenin hayatımızı zindana çevirmemesi için bazı noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Uzman Klinik Psikolog Deniz Keskin ayrıca yeni yeni hayatımıza giren “öksürenin yalnızlığı” tanımına da dikkat çekiyor.

  1. https://akustiksahneistanbul.com/
  2. https://www.metronomusic.com/
  3. https://onerigo.com/
  4. https://sargibezifabrikasi.com/
  5. http://www.kemence.com.t
  6. https://ucakkargo.co/
  7. https://www.arabacekme.com/
KORKU, ÇOK DOĞAL VE ANLAŞILIR BİR DUYGU
Koronafobinin hayatımıza etkilerini değerlendirmek için öncelikle bu korkuyu ve süreci adım adım tanımak gerekiyor. Pandemi döneminde, bulaşan bir hastalıktan korkmanın çok temel ve anlaşılır bir duygu olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Deniz Keskin, şunları söylüyor:
"Hep birlikte, birkaç ay içinde, hayatlarımızda çok büyük bir değişimin içine girdik. Kimi zaman en yakınımızda ve her gün gazetede, televizyonda, sosyal medyada hastalığı, kaybı yaşar olduk. Tüm bunlar fazla hızlı gelişti ve bizi hazırlıksız yakaladı. Böylesi bir süreçte sarsılmak, çaresiz hissetmek, korkmak ve kaygı duymak beklenen ruhsal tepkiler."
PEKİ, KORONAFOBİ ASLINDA NEYİN KORKUSU?
Bu soruya verdiğimiz cevap, pandemi sürecinin bize etkisini anlamak için önemli. "Koronavirüsün tetiklediği korkular çeşitlidir ve hem kişiden kişiye hem de pandemi sürecine dair toplumsal değişimlere bağlı dönüşüp değişebilir" diyen Uzman Klinik Psikolog Deniz Keskin, en sık karşılaşılan koronafobi türlerini "evden dışarı çıkma, evde yalnız kalma, kalabalık, sevdiği birine zarar verme, yakını veya yabancı biri tarafından zarar görme" olarak sıralıyor. Bu süreçte Avrupa Astım ve Alerji Derneği'nin "Öksürenin yalnızlığı" diye bir bildiri yayınladığına değinen Deniz Keskin, buradan yola çıkarak "Artık öksüren biri, çevresindekilere 'Dün rüzgarda kaldım', 'Boğazıma bir şey takıldı', 'Benim polen alerjim var' gibi açıklamalar yapmaya başladı. İnsanlar, hastalıktan korktuğu kadar yalnızlaşmaktan, ötekileşmekten de korkuyor. Bu da ruh sağlığımızın ne denli sarsıldığını gösteriyor" diye anlatıyor.
submitted by Weird-Preference5375 to u/Weird-Preference5375 [link] [comments]


2020.10.11 13:00 enesk001 Huzurun Adresi; Fethiye Turları


Muğla'nın eşsiz noktalarından birisi olan Fethiye ziyaretçilerini bekliyor. Fethiye Turları firması güvencesi ile sunulan tur seçenekleri arasından bütçenize uygun olan paketi seçerek huzurlu bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Dalyan, Ölüdeniz ve birçok yerde binlerce güzellik sizleri bekliyor. Turlar çeşitli bütçelere ayrılmış olup ortalama olarak 150 TL ile 2000 TL arasında değişiklik göstermektedir.
Büyükşehirlerin kalabalığından kaçmak, aileleri ile huzurlu vakit geçirmek isteyen kişilerin ideal tercih olan bu turlar ve Fethiye aktiviteleri ile kalabalıktan, stresten bir süre uzak kalma şansını yakalayacaksınız. Sizler için sunduğumuz platformumuz üzerinden istediğiniz aktivite çeşitlerine rezervasyon yapma imkânınız bulunuyor. Dilerseniz bizlerle iletişime geçerek de turlar hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.
submitted by enesk001 to u/enesk001 [link] [comments]


2020.10.11 11:34 ankaracilingir 19 Mayıs Mahallesi Çilingir

19 Mayıs Mahallesi Çilingir Firması Tanıtımı

Çankaya Merkez Çilingir 2014 yılında kurulmuş ve çilingir firmaları arasında bir çok başarılı projelere imza atmıştır. Vermiş olduğu hizmetlerde, müşteri memnuniyetini daima ön planda tutmayı hedef edinen firmamız, daima kendini geliştiren, AR-GE çalışmalarına önem veren ve yenilikçi olmayı benimsemiştir. Yeni teknoloji üretimi bir çok ürün Türkiye’de ilk defa firmamız tarafından kullanılmıştır.
19 Mayıs semtimizin tüm bölgelerinde, kaliteli hizmetleriyle adından sıkça söz ettiren firmamız, düşük fiyat politikasıyla da müşterilerinin yüzünü güldürmektedir. Tüm marka ve model kilitlerde değişim, bakım, onarım, tamir ve çilingir işlemleri garantili ve orijinal ürünlerle yapılmaktadır.
Merkez Çilingir, tüm marka ve model kilitlerde uzman kadrosuyla hizmet sunmaktadır. Personellerin tamamı konusunda tüm eğitimlerini tamamlamış uzman personellerden oluşmaktadır.

19 Mayıs Mahallesi Çilingir

19 Mayıs mahallesi çilingir olarak hizmetlerimiz dahilinde dışarıda kalma riskinizi ortadan kaldırmaktayız. Konut, iş yeri ve diğer tüm hayat alanları yanında araçlarda anahtarın içeride kalması veya unutulması durumunda mağduriyetler yaşanmaktadır. Bu durumda firmamız tarafından sağlanan hizmetlerde gelişmiş teknolojik sistemleri sayesinde tüm kilitler kolayca açılabilecektir. Günümüz teknolojisinde var olan tüm kilit sistemlerini açma olanağı sağlamaktayız. Ayrıca firmamız sadece çelik kapılarda değil pimapen, demir kapı ya da ahşap kapılarda da hizmet vermektedir.

19 Mayıs Mahallesi 7/24 Çilingir Hizmeti

19 Mayıs mahallesi çilingir firmamızda teçhizat olarak tüm malzemelerimiz bulunmaktadır. Yeterli donanıma sahip personelimiz ile en kısa sürede sorununuzu çözmekteyiz. Verilen açma hizmeti süresince firmamız kilitlerinize zarar gelmeyeceğinin teminatını da verebilecektir. Yüksek ödemelerle satın alınan kilitler zamana yenik düşerek eskisi kadar koruyamamaktadır. Bu bağlamda kilitlerin güvenliğinizi sağlayabilmesi için gerekli bakım ve onarımın yapılması gerekecektir. Firmamız göbek ve kilidin bakım ve onarımını üstlenebilecektir. Firmamız ile 7/24 iletişime geçmeniz halinde en kısa sürede bölgeye ulaşım sağlayarak makul fiyat ve teminat ve müşteri memnuniyeti ilkesi sayesinde bu hizmete ulaşabilirsiniz.

Çilingir Ücreti

Çilingir ücretleri, kilidin markasına, modeline ve çeşidine göre değişkenlik göstermektedir. Merkez Çilingir olarak, minimum maliyetlerle çok uygun fiyatlarla çilingir hizmeti sunmaktayız. Fiyatlarımız ve Hizmetlerimiz hakkında daha detaylı bilgi almak için lütfen iletişim sayfamızdan bizimle iletişime geçiniz. Müşteri temsilcilerimiz sizi bilgilendirmekten memnuniyet duyacaklardır.
https://www.cankayadacilingir.net/hizmet-bolgesi/cankaya/19-mayis-mahallesi-cilingir.html
submitted by ankaracilingir to u/ankaracilingir [link] [comments]


2020.10.09 17:02 autotldr WFP fights hunger in food-deprived places, crises, war zones

This is the best tl;dr I could make, original reduced by 68%. (I'm a bot)
DUBAI, United Arab Emirates - The World Food Program won the Nobel Peace Prize on Friday for its efforts to combat hunger amid the coronavirus pandemic, recognition that shines light on vulnerable communities across the Middle East and Africa that the U.N. agency seeks to help, those starving and living in war zones that may rarely get the world's attention.
Last year, WFP partially suspended its operations in the rebel-held capital over accusations that the Houthis were stealing the food aid.
Now widespread flooding has displaced well over a half-million people, further complicating the efforts of WFP and aid partners in reaching hard-hit areas with assistance as food prices rise amid the COVID-19 pandemic.
WFP said three crew members were wounded and another was missing and likely dead. SUDAN. In Sudan, where inflation has soared to 166% amid the coronavirus pandemic, an unprecedented 9.6 million people are facing potentially life-threatening levels of food insecurity.
"We have been counting on WFP for decades," said Yousef, director of the Kalma displacement camp in South Darfur, noting that the agency's food aid has most recently helped fend off malnutrition for those in camps suffering from the fallout of virus-induced lockdowns, severe floods and bouts of ethnic violence.
During truces, the World Food Program occasionally managed to take limited amounts of food into besieged towns, where dozens have died of malnutrition and hunger-related illnesses.
Summary Source FAQ Feedback Top keywords: Food#1 WFP#2 World#3 aid#4 million#5
Post found in /worldnews and /CertifiedNews.
NOTICE: This thread is for discussing the submission topic. Please do not discuss the concept of the autotldr bot here.
submitted by autotldr to autotldr [link] [comments]


2020.10.08 21:29 RevaltOfGiria Fake News Database #1

If you know anyone else except these, comment it. Armenian or Azeri, doesn't matter. Sorry for the potential misunderstandings. This is the list of the Twitter accounts which posted fake news even once and has more than 2,500 followers.
1- 301_AD
Has a lot of bullshit. You can check his page.
https://mobile.twitter.com/301_AD/status/1314225023264190464
There isn't a bomb code like that in NATO inventory. Also, i couldn't find the Anna News source.
https://mobile.twitter.com/301_AD/status/1313854624043020290
Officially denied by a lot of sources if we don't count Azeri MoD.
https://mobile.twitter.com/301_AD/status/1313433300841779200
This is not the Morek base. There are houses nearby. Also the walls are not like that in the base.
https://mobile.twitter.com/obretix/status/1164868171452600320
2- Paul Antonopoulos
Greek City Times writer. Is suffering from Turkophobia Usually does fake news and the account over posts it. There is a adjective for people like that in Turkish slang. We call "ağız ishali". It translates like "diarrhea in his mouth." That adjective suits beautiful on that man.
https://mobile.twitter.com/oulosP/status/1301196519429767170
They demolished the church to restoration lmao. The restoration business is taken by The Muncipality of Nilufer. We just respected your culture.
www.ntv.com.tsanat/19-yuzyildan-kalma-tarihiaziz-georgios-rum-ortodoks-kilisesi-yikildi,mvfjHkxlFEmVtNJeKMOYhQ
https://mobile.twitter.com/oulosP/status/1311437545771872257
Lmao not even gonna comment about that. Funny guy.
https://mobile.twitter.com/oulosP/status/1313947166956818433
A journalist and a soldier cannot look alike according to this guy. Also, the journalist is way more fat.
3- As Source
Imo, this guy is trying to be a war journalist, unlike the others. But that doesn't change the fact that he posts fake news. Also, it usually gives the first account as a source.
https://mobile.twitter.com/ASBMilitary/status/1313896680056594433
Captagon is like sEveRAl tAuusAnD years old bruh, didn't Azerbaijan find something modern lmao. They really believe this shit.
https://mobile.twitter.com/ASBMilitary/status/1313868698571223040
Azerbaijan doesn't have a Rapier in their inventory lmao.
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Rapier
https://mobile.twitter.com/ASBMilitary/status/1312856608813264904
He accidentaly confirmed the Armenian attacks.
https://mobile.twitter.com/HikmetHajiyev/status/1312827586452414465
https://mobile.twitter.com/ASBMilitary/status/1312460528506163200
Lies. Sadikov is still on duty.
Conclusion: They all lied once and usually they make unconfirmed news. You can't confirm or deny it. It's so open to manipulation.
Edit: Thanks for the award bröther.
submitted by RevaltOfGiria to azerbaijan [link] [comments]


2020.10.07 12:58 QuiscoverFontaine Call This Number

[WP] Ten years have passed since the virus wiped everyone out. Everyone except you. On your daily walk to scavenge resources, the charged, signal-less iPhone you superstitiously carry in your backpack makes a sound you haven't heard in ten years. It's a text: "If you're alive, call this number."
Her heart jumped at the sound, incongruous and unexpected in the silence. A faint ping and the accompanying buzz of the vibration. Just her phone, she reasoned, calming herself. Unusual, but probably nothing. Almost certainly some sort of error message, a sign that the battered handset was giving up the ghost, finally realising it shouldn't still be functioning.
She swung the bag off her back and riffled through its contents, pushing aside the coils of rope and the first-aid kit, a tin opener and a wind-up torch and the general clutter of odds and ends she thought she might need on any given day. She dragged the phone out from the jumble and checked its screen.
The breath caught in her throat, her pulse resuming its hammering inside her chest. It was a text message. A new one. From an unknown number.
Fingers trembling, she opened it, and read the message. "If you're alive, call this number." The number was underneath, underlined, ready to be called at the touch of a finger.
She read the message over and over again, trying to understand. It was impossible. Who could have sent it? There was no one else. Wasn't there?
She wasn't sure why she survived. The virus had spread too quickly for anyone to notice there was still one woman completely unaffected. No one had time to develop the relevant tests, let alone perform them. Society had collapsed within a matter of weeks. The virus has spread across the globe before anyone had registered the threat it posed, people dying within hours of the first symptoms, the death count ticking higher and higher every day, thousands, millions, billions, until the news reports slowly stopped and the world fell silent. It had been ten years since she'd seen or heard from another living soul.
Keeping herself alive since then hadn't been hard in a city. There were hundreds of thousands of empty houses, abandoned shops, public buildings. She'd broken into a good many of them over the years, ransacking their cupboards for tinned food, useful supplies and equipment, anything that took her fancy. She walked out to the suburbs, found the houses with fruit trees in their gardens, allotments grown thick and wild. It wasn't always easy, and the hard facts of what had brought her to that point were often difficult to bear, but she didn't mind the quiet, the freedom.
She suddenly felt exposed, observed. She looked up and glanced around, eyes darting to the shadows, as if the sender would be right there across the street, but there was no one. Not even a flicker of movement. As always. She looked back to the message, at the number it asked her to call. It wasn't familiar; it wasn't for another mobile nor did it have a region code she recognised. In the days before the virus, she would have entered it into a search engine or just ignored it outright. But she was curious. Was there someone else out there?
It was possible.
A landline. She needed a landline. Would they still work? Her phone had no signal; that had dropped out long ago. She hadn't even noticed when it disappeared. She wouldn't want to use her phone even if she could. She knew nothing about the person on the other end. They might be trying to track her. It might be a trap. But could she continue her life, scraping by, never knowing, never taking this hand offered to her?
She found an old office block, the once gleaming edifice of glass now dull and grimy. The glass doors were locked, the faded company logo flaking away. She made short work of shattering them with the emergency window hammer she carried, the fragments of glass falling around her feet like jewels.
She ran across the dark lobby to the reception desk and grasped for the phone that sat behind the counter. The plastic had faded to a dull grey, and it, along with everything else, was covered in a thick layer of dust. She picked up the handset and held it to her ear with both hands. The dial tone was there, that gentle, reassuring electronic burr. It began to feel real. The possibility of another person, the remains of society, of something other than a life of solitude stretching out into nothing.
She punched in the number from the message and waited, hardly daring to breathe as the phone began to ring. The seconds seem to pass like hours. She gripped the handset so hard her fingers hurt.
After the third ring, there was the click of the line picking up, and she heard a man's voice.
"Hello!" It sounded cheery and welcoming.
"Hello! Hello? Who is this? What-" but she stopped when heard the voice continue under hers. It was a recorded message. An automated system.
"Thank you for calling this number. If you have received our message, then that means you likely have a natural immunity to the Kalma Virus which was released into society ten years ago. This was the first phase of Project Overpopulation developed by Yersinia Laboratories. Our scientists and medical specialists would be very interested in hearing from you; we sincerely hope you will be able to assist us in beginning the second phase of the project. Your call will shortly be transferred to our secure testing facilities, where our team will be able to give you more information on how to proceed and also answer any questions you may have. Please hold."
The message stopped. The line clicked and began ringing again.
And rang.
And rang.
And rang.
-----
Original here.
submitted by QuiscoverFontaine to Quiscovery [link] [comments]


2020.10.04 15:44 sum-poopins Bir Alt-Righter'ı Nasıl Tanırsınız?

Alt-right, alternative right, yani alternatif sağ dediğimiz kavram ABD'de ortaya çıkmıştır. Modern faşistlerden birisi ve bir beyaz ırk üstünlükçüsü olan Richard Spencer'ın öne sürdüğü bir kavramdır. Peki ne demek oluyor? Çoğu alternatif akım ne demekse o. Yani, var olan bir şeyin daha genç kişiler tarafından ortaya atılan, popüler kültürle daha iç içe hali (örn. rock vs. alternatif rock). Alt-right da bundan farklı bir şey değil. Alt-right, büyük kısmı gençlerden oluşan, meme ve caps kültürüyle iç içe olan, internette oldukça yayılmış bir aşırı sağ akımıdır. Büyük çoğunlukla beyaz üstünlükçülüğüyle el ele gider, sonuçta onlardan çıkmıştır. Ancak başka ülkelerde, örneğin bizim ülkemizde, beyaz üstünlükçülüğün atılıp geri kalan ırkçı ve ayrımcı söylemin alındığı halleri de vardır.
Peki alt-right günümüzde neden önemli? Bir kaç şekilde cevaplanabilir.
- ABD'de Trump'ın seçilmesinde önemli bir rol oynadılar.
- Günümüzde aşırı sağ yükselişte.
- Nefret söylemi, ırkçılık, homofobi, transfobi, faşizm yayıyorlar.
- Christchurch saldırısını gerçekleştiren kişi bir alt-righter'dı.
Christchurch, hani şu bir adamın çıkıp da şakalar yaparak, gülerek, popüler meme'lere göndermeler yaparak, çocuklar da dahil camiideki insanları öldürdüğü yer. İnternette yeterince zaman geçirmiş ve alt-right'ı tanıyan solcular, böyle bir şeyin eninde sonunda olacağını söylüyorlardı. Ancak dinlenmediler çünkü alt-righter'lar kendilerini bir "ironi" perdesi arkasına saklıyorlar. Pek çoğunuz böyle birisini görmüştür. Irkçı veya başka bir şekilde ayrımcı bir şaka yapar ve eğer bir tepki görürse, "Sadece şaka yapıyom qnq ciddiye alma" der. Oysa tepki görmediğinde, bu ayrımcılığını savunur (öhö öhö, TurkeyJerkey, öhö). Yani, aldığı tepkiye göre, yaptığı şeyin şaka olup olmadığı değişir. Ben bunlara Schrödinger'in Denyosu diyorum: siz kutuyu açana kadar yaptığı hem şakadır hem de şaka değildir (Türkçeye çevirdiğim deyimin orijinal kökeni).
Olay sadece bu denyolukta kalsaydı çok büyük bir sorun yok. Ancak sıkıntı, bu denyoluğun bir amaç doğrultusunda kullanılması. O da, gerçek niyetlerini şakalar ardına gizlemeleri. Sebebi de basit, faşizmi yaymak istiyorsanız insanlar size hemen bir tepki koyuyor. Bu yüzden, bunu çoğu durumda açık açık söyleyemezsiniz. Bu yüzden hemen hiçbir faşist kendisine faşist demez.
Alt-righter'lar, yani genç faşistler bunun farkında. Bu yüzden örtmece (euphemism) dediğimiz şeyi kullanıyorlar. Yani, söylemesi çok sert olan bir şeyi yumuşatmak ve üstünü örtmek için, başka bir kelime kullanıyorlar. Bu yeni bir şey değil, siyasette çok ama çok uzun süredir var olan bir şey. ABD'de Cumhuriyetçi Parti'nin stratejistliğini yapmış olan Lee Atwater'ın bu konuda dediklerine bir bakalım. Zenci kelimesinin İngilizce'de nigger olduğunu ve çok ırkçı bir hakaret olduğunu unutmayın.
"1954'te işe "Zenci, zenci, zenci." diyerek başlarsın. 1968'teyse artık "zenci" diyemezsin -- bu seni incitir. Geri teper. Bu yüzden zorunlu otobüs ayrımı (ABD'de toplu taşımada ırkların ayrıştırılması), eyalet hakları ve bütün o şeyleri söylersin. Bu noktada o kadar soyut bir hale gelirsin ki, vergileri kesmekten ve tamamen ekonomik olan bütün o şeylerden bahsedersin. Bunların bir yan ürünü olarak, siyahlar beyazlardan daha çok hasar görür."
en.wikiquote.org/wiki/Lee_Atwater
Örtmece, siyasette çok uzun süredir olan bir şey ve elimizdeki "ironik" gizlenmeyle beraber kullanılıyor. Bu başarısız yapıldığında, aşağıdaki gibi bir örnekle karşılaşıyoruz.
https://i.imgur.com/dTqYMFg.png
"Lan kevaşe NEREDE NAZİ OLDUĞUMU SÖYLEDİM"
Aryan prenses isminden, birçok kişi bunun bir Nazi olduğunu anlamıştır. Ancak 1488 kısmı da bir faşist gönderme fakat ona sonra geleceğim. Ondan önce, başarılı bir gizleme örneği vereyim. Aşağıda, Türkiye'deki sağcı twitter fenomenlerinden birisi olan Aziz Adil Beğ'in beğendiği bir tweet'i atıyorum.
https://i.imgur.com/o1GIkUI.png
Buradaki mesaja göre, günümüzde medya erkekleri artık kızsı bir şekilde sunuyor. Ancak bunu alt-righter yapan sadece bu mesaj değil. Soy culture, yani soya kültürü dediği şey bir alt-right meme'i. Erkeklerin soya içerek kadınsılaştığı gibi garip bir komplo teorisine inanıyorlar. Tabii ki, bilimsel açıdan hiçbir geçerliliği yok. Ancak ne zaman bilim, faşistleri durdurmuş?
İkinci gizleme, twitter kullanıcısının adında 'clowntown' dediği şey, yani palyaço olayı, yine bir alt-right kodu.
rationalwiki.org/wiki/Clown_World
2019 senesinde çıkmış bir kod ve bu tarz muhabbetlere dikkat etmeyen çoğu kişinin bunu fark ettiğini zannetmiyorum. Kişisel olarak, çevremdeki insanların çok büyük bir kısmı bunu ben göstermeyince fark etmedi. Olay sadece bir-iki kodu tanımak değil çünkü kodların olayı, tanındıkça değiştirilmeleri. Faşistler de bunu yapıyor. Ancak her faşist ideolojinin arkasında aynı şey var ve alt-righter'lar da buna bir istisna değil.
https://i.imgur.com/yhesXr4.png
Yukarıda, en büyük alt-right sitelerinden birisi olan Stormfront'ta, 2008 yılında paylaşılmış bir talimat listesi var.
Bütün faşist ideolojilerin arkasında olan şey şu: ırklar ayrıdır ve belli özellikleri vardır. Hiyerarşik olarak benim ırkım üstte olmalıdır. Böyle değilse, bunun sebebi bazı kurnaz düşmanların bu doğal düzene çomak sokmalarıdır.
Ancak ayrımcılık burada bitmiyor. Homofobi, transfobi vb. diğer ayrımcılıklar da buna eşlik eder. Elbette, bu tarz şeyleri doğrudan diyemezler. Örneğin, ayrımcılığa karşı çıkan davranışlara "ırkçılık karşıtı" demezler. Duyar kasma derler çünkü kendi kafalarında, kendilerinin umursamadığı herhangi bir ahlaki kaygı sahtedir.
https://i.imgur.com/AZJ736r.jpg
Sözün özü, bir alt-righter'ı tanımak için, sözlerinin arkasındaki mesaja bakmak gerekiyor. Bilerek çok fazla gizleme ve örtmece kullanıyorlar. Böylece hem mesajlarını daha kolay yayıyorlar hem de birisi onları teşhir ettiğinde onu hassas veya paranoyak olarak yaftalayabiliyorlar. Aşağıda bu adamların kullandığı bazı terimleri ve sembolleri vereceğim ama sürekli yeni kodların geldiğini unutmamak gerek. Aynı zamanda, bunları kullanan herkes bir faşist değil ama bu zaten aldatmacanın bir parçası. İnsanları ikilemde bırakmak. Bu yüzden bu tarz söylemlerde bulunan kişilere dikkatle yaklaşın ve dediklerini inceleyin.

Alt-right Terminolojisi ve Sembolleri

Red pill / Kırmızı hap: Matrix'teki gerçeği gösteren kırmızı hapa bir göndermedir. Ancak buradaki gerçeklik, tamamen bir tesadüf eseri, kendi ırklarını üste koyan, faşist bir dünya düzenidir.
Ok işareti: Faşistlerin, doğrudan faşist olduklarını söylemeden faşist olduklarını belli etmek için kullandıkları bir işaret. "İronik" meme'lerden başka birisi.
https://i.imgur.com/8U86i6n.jpg
Örneğin, yukarıda Christchurch teröristi ve ok işareti var.
Kurbağa Pepe: Hayır, ekranlardaki çocuk programı Pepe değil. Malumunuz, şu kurbağa. Zamanında alt-right'tan bağımsız olarak ortaya çıkmıştır ve hala onlardan bağımsız olarak kullanan büyük bir kitle var. Ancak alt-righter'lar Pepe'i çok fazla kullanmaktadır.
Clown world: ABD'nin yeterince faşist olmadığı için bir palyaço ülkesi olduğunu söyleyen bir alt-right podcast'te ortaya çıkmıştır. Özellikle Palyaço Pepe ile beraber kullanılmaktadır.
Cuck: Alt-righter'ların çok sevdiği bir küfürdür. Kendi eşini bilerek başka bir adamla seviştiren ve bundan zevk alan kişi anlamına geliyor.
Soyboy: Yazıda açıkladığım küfür.
1488, 14/88, veya 8814: Bu iki ayrı sembolün birleşimidir. İlki, yani 14, aynı sayıda kelimeden oluşan şu faşist mottodan gelmektedir "We must secure the existence of our people and a future for white children." Türkçe çevirisi "Halkımızın varlığını ve beyaz çocuklar için bir geleceği güvenceye almalıyız." 88 ise Heil Hitler'den geliyor çünkü İngilizce'de H, alfabenin sekizinci harfidir.
Kültürel Marksizm: Frankurt Okulu ve felsefedeki Kritik Teori'nin batı dünyasını yok etmek için ortaya atılmış olduğunu öne süren bir komplo teorisi. Alt-righter'ların sevmedikleri hemen her şeyi açıklamak için kullandıkları komplolardan başka bir tanesi.
Deus vult: Latince "Tanrı böyle istiyor" demek. Haçlı akımlarından kalma bir deyim.
Identitarianism (Kimlikçilik): "Irkçı değilim, kimlikçiyim."
Kek: Normalde World of Warcraft'tan çıkmış bir deyiş ama alt-right tarafından sahiplenildi. Lol deyiminin başka bir versiyonu. Alt-righterlar sık kullanır çünkü bir kaç sene önce, aynı isimde, bir kurbağa olan bir Mısır tanrısı olduğunu öğrendiler. Kurbağa Pepe'i ne kadar sevdiklerini söylemiştim.
Kekistan: Alt-righter'ların uydurdukları, hayali bir diyar.
https://i.imgur.com/jA3mo1U.png
Üstte Kekistan bayrağı ve altta Nazi bayrağı var.
Moon Man: Siyahları öldürmeyi sembolize eden başka bir sembol.
https://i.imgur.com/XTBE12n.png
NPC: Oyunlarda geçen ve "oyuncu olmayan karakter" anlamına gelen kelime. Yani, kimsenin kontrol etmediği, programlanmış karakterler. Düşman olarak gördükleri kişilerin NPC olduklarını, yani hiçbir orijinal düşüncesi olmayan, insan olmayan şeyler olduklarını iddia ediyorlar. Oldukça ironik. Bunun resimleştirilmiş hali de şudur./cdn.vox-cdn.com/uploads/chorus_image/image/61875021/npcmeme.0.jpg)
/pol: 4chan'ın /pol board'u. Alt-righter'ların toplanma yerlerinden birisi.
Remove kebab: Müslüman ve ortadoğulu düşmanlığını temsil eden bir deyiş. Sırpların, Bosnalı müslümanlara yaptıkları soykırım tarzı suçlardan geliyor.
---------
Elbette kullandıkları semboller ve dil bunun çok daha ötesine geçiyor. Hatta Rational Wiki sitesinde bunun üstüne kocaman bir sayfa var.
rationalwiki.org/wiki/Alt-right_glossary
Attığım sembollerin büyük bir kısmı, ABD'de çeşitli kuruluşlar tarafından nefret sembolleri olarak kabul görmüş durumdalar.
splcenter.org/hatewatch/2017/0…y-behind-their-meme-magic adl.org/education/references/hate-symbols/1488 adl.org/education/references/hate-symbols/pepe-the-frog
Şunu da unutmayın, bu akım beyaz ırkçılardan çıktığı için ve interneti genel olarak İngilizce platformlar domine ettiği için, alt-righter'ların çoğunluğu beyaz ırkçılarıdır. Ancak bizim ülkemizde bunun "yerli ve milli" versiyonları da oluşmaya başladı. İnternetle haşır neşir nesillerde, Schrödinger'in Denyolarını çok sık görebilirsiniz.
Son olarak, bu yazdıklarım dışında, eğer İngilizceniz yeterliyse şu videoyu izlemenizi tavsiye ederim. İngilizce altyazısı da var.
Decrypting the Alt-Right: How to Recognize a [email protected] ContraPoints
submitted by sum-poopins to ilericilik [link] [comments]


2020.10.03 12:37 flozenlol inanç

YAZIM AŞAMASINDA OKUMAYIN.10 KASIMDA BİTİCEKTİR ÇALIŞMAM
Günümüzde önemli bir yere sahip olan inancın hakikatlerini keşfetmek,onu anlamak anlatmak için çıktığım yolculukta edindiğim bilgilerle bir makale tarzı bir şey yazmaya karar verdim Ve yaşadığımız coğrafi bölgeyi,nüfusu,toplumu hesaba katarak doğal olarak günümüzde haşır neşir olduğumuz konulara değinmek istedim daha çok. o yüzden yazım "müslümanlık" üzerine olacaktır ilk başı.Daha çok bilimden bahsetmek istedim çünkü bunların doğruluğu tüm dinleri ve inancı feci şekilde sarsıyor./sadece islam değil)Şimdi düşüncemi destekleyecek büyük argümanlara geçelim.
(Sözeldeki amatörlüğümü mazur görün zaten bu yazıya başlarken ciddi yazmamıştım ve şimdi geriye dönüp akıcı hale getirmek biraz zor. ama gene de birçok soruya cevap verdiğimi düşünüyorum)
Ayrıca yazım 3'e ayrılacaktır : 1_Ayetler,mucizeler 2_Evrim gerçeği (çok tartışılan bir konu diye ele aldım) 3_Dinin amacı ve tanrı gerçeği
şimdi 1.olan ayet ve mucizelere geçelim
"İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı.O su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar.Şüphesiz Allah onu (öldükten sonra) tekrar yaratmaya elbette kādirdir;"(Tarık, 5-8)

Burada ne yazdığına bakın "bel ile göğüs kafesi arasından gelen su yani sperm.Bunu açıklamama gerek yoktur sanırım spermlerin testislerde oluştuğunu herkes biliyordur.1500 yıl önce böyle bir şey bilinmiyordu ve kitabı yazan kişi çok fazla bilimsel ayete girerek hata yapacağını öngörememiş ...

Peki ya spermlerin testislerden çıktığını bilen din hocaları,ilahiyatçılar ne yapmalı bu konuda sonuçta hayatları bu dine bağlı (para ün şöhret vb) Tabiki de ayet yanlış çevirilmiş diyerek ayeti yeniden düzeltmeli... Bu arada bu ayete küçük bir hata diyerek geçemeyiz çünkü bu kitabı yazanın sonsuz kudrete ilime bilgiye sahip olan allah tarafından yazıldığı iddia ediliyor...

Şimdi başka bir mucizelere bakalım

"O, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.(Ama) aralarında bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?Onlardan inci ve mercan çıkar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Denizde yelkenlerini bayraklar gibi açarak süzülüp giden gemiler O’nundur.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"
&
Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O’dur.

Burdaki gözden kaçan hataya bakacak olursak 1_Mercan kesinlikle sadece tuzlu suda yetişir (bilimsel hata) Ve biraz araştırmalarım sonucu böyle bir iddiayı daha önce hiçbir medeniyet veya herhangi tekil şahıs ortaya atmamış, sadece kuranı kerime özel olduğunu çıkardım.
Ana hataya gelecek olursak dünyadaki tüm sular kesiştiği takdirde birbirine karışır.Suyun üzerinde oluşan görüntü bizi yanıltmasın çökerti ve içindeki materyallerin farkından dolayı böyle bir görüntü veriyor
Zaten böyle bir şey yaşansaydı doğanın dengesinde bir takım geri döndürülemez sıkıntılar çıkabilirdi (yaşanan her şey değil,bir kısmı)
Gaius Plinius Secundus adlı m.ö de yaşanmış olan bilim insanı "Naturalis Historia" adlı kitabında suların karışımından bahsetmiş /kuranı kerimden 500 yıl önce daha bilgisizken'in altını çiziyorum
bir başka ayete gelicek olursak o da şöyledir
Nahl(16)/36. Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik.
Her ümmete peygamber gönderildiği iddia edilen bu ayette kızılderililer unutulmuş herhalde. ayrıca o yıllarda amerika kıtasının bilinmemesi ve kuranda da bahsedilmemesi bir tesadüf gibi gözükmüyor...
neyse diğer ayetimize geçelim.
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz. (Zarİyat Suresi,47) (daha farklı anlamlara da geliyor birazdan değincem)
biliyorsunuz ki +1920 yıllardan sonra kuantum fiziği big bang teorisi falan derken evrenin genişlemesi hakkında birçok görüş açığa çıktı (genişlemesi kanıtlandı)
Şimdi gerçekten bu ayette mecazi anlatım yapmadan hakikaten evrenin genişlemesi hakkında bahsediyorsa bu ayet çok güçlü bir kanıttır çünkü kimse daha böyle bir şey düşünemezken 1300 yıl önce böyle bir şeyden bahsedilmiş.
Ama gene bir takım sıkıntılar var bu ayetin kuantum fiziğinin hayatımıza girmesinden sonra değiştirildiği ispatlanmıştır o da şöyledir
Elmalılı Hamdi Yazır:
"Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz"
birçok yazar aynı bu cümleye benzer şeyleri 600lü yıllardan beri yazmaktadır.
yani demek istediğim kuranda bizim gücümüz yeter,istersek yaparız gibi bir anlama gelirken 1920li yıllardan sonra çevirilerde bir değişiklik yaşanmıştır.
Şimdi 2. kısım olan evrim ve din konusuna girelim.
ilk insan konusundan başlamak istedim. evrimagaci sitesinde bir kullanıcının yorumu budur :
Çamurdan yaratılma meselesine bir başka bakış açısı da şudur: Canlılık suda başlamıştır. Yani buna çamur diyebiliriz. Ve insanlar da bu çamurdan oluşan varlıklardan, evrim geçire geçire, milyonlarca/milyarlarca yıl içinde şuan ki halini almıştır. Adem ile Havva meselesi de şu şekilde olabilir: Tanrı Adem ile Havva'ya ruh üfledi. Bu ruh can mıdır yoksa bilinç midir? Eğer can ise, tanrının hayvanlara da ruh üflemesi gerekirdi lakin kutsal kitapta hayvanlara ruh üfledi demiyor. Demek ki buna bilinç/farkındalık diyebiliriz. homo sapiensin ön frontal lobu diğer primatlara nazaran daha gelişmiş olduğu için, sorgulama yeteneği vardır. Bu sebeple Adem homo sapiensin bir bireyi olabilir yada bu Adem ismi, bir homo sapiens topluluğu için de kullanılmış olabilir.
okuyunca mantıklı geliyor olabilir ama sıkıntı da şurda ilk insan yani hz ademin günümüzdeki insanlara benzer bir şekilde topraktan yaratıldığı bahsediliyor...
bir kere ilk insan diye bir şey yoktur hatta sadece insan değil ilk at ilk bakteri ilk mantar bile yoktur. evrim zamanla gerçekleşen olaydır ve hiçbir spesifik anda o an evrimleştim diyemezsin,ben o an homo sapiens'e dönüştüm diyemezsin homo sapiens ebeveyni homo erectus bulamazsın bu aynı ergenlikten çıkma gibidir ben tam o an çıktım diyemezsin çünkü bunlar zamanla ilerleyen şeylerdir.Zaten Hz adem homo sapiens olamazdı çünkü o dönemde neandertal ve homo sapiensler aynı bugünkü olduğu gibi toplu yaşıyorlardı yani ilk insan değil ilk insanlar diye bahsedilebilir ama ayetlerde hz adem ve havvanın dünyada tek olduğu bahsediliyordu bu imkansız...
Ademden ve havvadan gelmediysek o zaman kimden geldik ?
ilk insanın asla yaşamamış olması ilk etapta paradoksmuş gibi gözükebilir evrim teorisi nin zincirinin bozulduğunu düşünmenize neden olabilir halbuki türlerin kendileriyle aynı türden ebeveynlerden doğup da her nesildeki ufak değişimlerin nihayetinde yepyeni türler oluşturacak kadar birikebiliyor olması evrimi anlamanın anahtarlarından birisidir
Bunun için biraz geriye gidelim
165 milyonuncu dedeniz 300 milyon yıl kadar önce yaşamıştır ve bir memeli hayvan bile değildir dinozorlardan bile önce evrimleşmiş "Hylonomus" isimli antik bir sürüngen cinsiydi burda şuna dikkat çekmek gerekiyor : sürüngenlerin aile fotoğraf dizini de ayrı bir hat oluşturuyor(atalarından, günümüze kadar değişimlerin resmi) ancak yaklaşık olarak bu Hylonomus un bulunduğu kısımda bizimkisi ile kesişiyor böylece "evrim ağacı" üzerinde dalların nasıl oluştuğunu da anlamış oluyoruz atasal bir popülasyon ikiye veya daha fazla alt gruba ayrıldığında yepyeni soy hatları evrimleşebiliyor YYani her bir türün kendine ait bir fotoğraf dizini var Tıpkı her bir bireyin kendi aile soy ağacı olması gibi...
biraz daha geri gidelim. 185 milyon nesil öncesinde yani 350 milyon yıl kadar öncesinde ise artık balıksı atalara ulaşıyoruz Bir "Tiktaalik" Sudan karaya geçen ilk balıklardan birisi (meşhur bir resmi vardır : https://imgur.com/a/PBnsGuw )
daha da geri gidersek o da şöyledir
darwinden bu yana bu biyolojik çeşitliliğin canlıların evrimi sonucu ortaya çıktığını biliyoruz(veya bazılarımız öğrenecek) bunu destekleyen bilimsel kanıtlar da hızla artmaya devam ediyor yeryüzünde ortaya çıkan ilk canlılığın bir tek hücreli olduğu çok hücreliliğe geçişin daha sonra olduğu düşünüilmektedir buna dair birçok fosil(googledan bakabilirsiniz) kanıt bulunmaktadır ilk tek hücreli canlılar dediğimizde, bugün birlikte yaşadığımız tek hücreli canlılara yapısal olarak benzeyen dış dünyadan yağ yapıda bir zarla ayrılmış, genetik materyali bulunan organizmaları düşünün. elimizde bir zaman makinesi olmadığı için bizler bunun fotoğrafına sahip değiliz ama elimizde evrimsel tarihin fotoğraf makinesi paleontoloji ve genetik gibi güçlü bilim dalları bulunuyo tabi bir de bunların fosil kanıtları. bunların kayalar içinde fosilleşmiş kalıntıları ilk olarak 3.5 milyar yıl öncesine kadar gidiyor yani yerkabuğunun oluşumundan tam bir milyar yıl sonrasına. dedik ya, elimizde bir zaman makinesi yok ancak elimizde en az onun kadar güçlü kanıtlar var bundan 50-60 yıl önce genetik, paleontoloji gibi bilimler birbirinden bağımsız gözükse de, bugün bu bilim dalları, iç içe canlıların evrimini anlamamızı sağlamaktadır tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara geçiş aslında önemli bir evrimsel sıçramadır. bu sıçrama bu geçişle birlikte yeryüzünde şimdi gördüğümüz biz insanlar gibi çok hücreli canlıların temelleri atılmış oldu. aslında tek hücreli canlılar yeryüzünde en fazla biyoçewşitlilik ve biyokütleye sahiptir yeryüzündeki toplam biyokütlenin yarısı tek hücreli canlılardan oluşmaktadır. bu yayılış onların çevresel koşullara hızlıca uyum sağlamasından kaynaklanmaktadır.
Peki onları çok hücreliliğe iten neydi diyecek olursanız; tek hücreli canlılar kendi ihtiyaç duydukları maddeleri birkaç temel maddeyi çevreden alarak kendileri yapabiliyorlardı buradaki en kısa cevap: iş birliği ve iş bölümü olacaktırç. çok hücreli canlılar iş birliği ve iş bölümüyle tek hücreli canlıların tek başlarına ulaşamayacakları, kullanamayacakları kaynaklara ulaşabilmektedirler. örneğin çok hücrelilik bir bitkinin fiziksel olarak çok büyük olmasını sağlamaktadır. böylece bitki daha geniş ve yaygın köklere sahip olmakta, topraktan besini ve suyu buradaki kök hücreleriyle daha fazla alabilmektedir. yine aynı şekilde geniş ve büyük yaprakları aracılığıyla daha fazla güneş işığı alarak, daha fazla fotosentez yapmakta ve daha çok besin depolamaktadır çokhücreliliğe geçişte ilk aşama, tek hücreli canlıların bir arada koloniler halinde yaşaması olmuştur. bu kolonilerde belli bir düzeyde iş bölümü ve iş birliği görülmektedir. Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi'nin konseptinden yardım alarak yazdım PDF : http://www.evreninsirlari.net/dosyala136_s05_01.pdf
ayrıca darwin haricinde atladığımız bir konu da var :canlılığın nasıl başlaması ve abiyogenez teorisi.
bunun hakkında sonradan kendi cümlelerimi dökerim belki ama siz şu an bir alıntıyla yetinmeye çalışın.
"Bir diğer yaygın hata da, biyokimyanın en güçlü teorilerinden biri olan Abiyogenez Teorisi ile antik zamanlardan kalma Spontane Jenerasyon (Birdenbire Varolma) görüşünün birbirine karıştırılmasıdır. Bir çeşit yaratılışçılık fikri olan Spontane Jenerasyon, Abiyogenez Teorisi'nin erken evrelerinden ve modern bilim öncesi zamanlarından kalma bir alt başlıktır. Canlıların cansızlardan birdenbire var oluverdiği fikrine dayanır. Halbuki Evren'de hiçbir şeyin puf diye, son haliyle var oluvermediğini biliyoruz.
Buradaki makalemizden detayları okuyabileceğiniz gibi, Francesco Redi ve Louis Pasteur'ün yaptığı deneylerle, canlıların birdenbire, yoktan (veya cansızlıktan) var olamayacakları bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ancak bu, Abiyogenez Teorisi'nin çürütülmesi ve "Biyogenez Teorisi"nin geçerli hale gelmesi demek değildir. En azından tam olarak değildir; çünkü kavramlar birbirine karıştırılmaktadır.
Redi ve Pasteur deneyleri sayesinde, canlıların cansızlıktan birdenbire var oluveremeyeceklerini görmüş olduk. Böylece biyogenez (canlıdan oluşma) adı verilen düşünce bilimde hüküm sürmeye başladı: her canlı, kendisinden önceki canlılardan gelir. Ancak bunun, canlılığın başlangıcıyla ilgili biyokimya teorileriyle (Abiyogenez Teorisi gibi) veya astrobiyoloji teorileriyle (Panspermia Teorisi gibi) hiçbir alakası yoktur. Yani çürütülen, birdenbire varoluştur (spontane jenerasyon), en başta cansızlıktan canlılığın evrimleşebileceği (abiyogenez) değil!
Bu son saydığımız teoriler, Dünya'da yaşamın nasıl başladığı ile ilgilidir. Pasteur ve Redi ise, canlılığın sürekliliğine yönelik bir açıklama yapmışlardır. Bugün biliyoruz ki canlılar, sürekli olarak ebeveynlerinden (yani kendilerinden önceki canlılardan) meydana gelirler. Ancak bu, canlılığın ilk başlangıcı için geçerli değildir. Canlılık, günümüzden 4.5 milyar ila 3.8 milyar yıl arasındaki kimyasal evrim süreci sonucunda, cansız moleküllerin birikimli seçilimi sonucu, cansızlıktan evrimleşmiştir (abiyogenez, cansızlıktan oluşma). Bu süreç, "birdenbire" değil, toplamda 500-700 milyon yıl kadar sürmüştür!
Bilim dahilinde teoriler, her şeyi, bir seferde açıklayamazlar. Belli sınırlara ve odak noktalarına sahiptirler. Örneğin canlılığın süreğenliği Biyogenez Teorisi ile açıklanırken (ki buna doğurma, yumurtlama, mitoz bölünme gibi çoğalma yöntemlerini dahil edebiliriz), canlılığın ilk başlangıcı Abiyogenez Teorisi ile açıklanır (buna kimyasal evrim, birikimli seçilim, panspermia, kuyrukluyıldızla taşınan organik moleküller, vb. çalışma sahaları dahil edilebilir). Bu durum ile fizik teorileri arasında bir analoji (benzerlik) kurmak mümkündür: günlük yaşantımızda süregelen fiziksel olayları açıklamak için Newton'un Kütleçekim Teorisi ve onun çıkarımları ("Newton Evreni") fazlasıyla yeterlidir. Ancak her şeyin başlangıcına, Evren'in doğumuna gittiğinizde, artık Newton Evreni geçersizdir. Kuantum Teorisi'nin sınırlarına girer, onun açıklamalarını kullanırsınız. Eğer ki Newton'un açıklamalarını kullanacak olursanız, hiçbir şeyi isabetli olarak açıklayamazsınız. Benzer şekilde, var olan canlılık, kendisinden önceki canlılıktan geliyor olsa da; canlılığın ilk başlangıcı, cansızlıktan gelmektedir.
Günümüzde Abiyogenez Teorisi dahilindeki araştırmalar, giderek güçlenen sonuçlar vermekte ve canlılığın milyarlarca yıl önce cansızlıktan nasıl evrimleştiğine her geçen gün daha net cevaplar verebilmektedir. Bilim camiasında; en azından bu sahanın uzmanı olan bilim insanları tarafından yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Evrim Teorisi kadar güçlü ve genelgeçer kabul gören bir teori değildir (ve Evrim Teorisi ile doğrudan ilgili de değildir!); ancak yine de olmadığını iddia etmemize yetecek kadar hiçbir veri bulunmamaktadır. Tam tersine, her geçen gün, Abiyogenez Teorisi'ni destekleyen bulgular artmakta, gücü ve popülerliği de buna paralel olarak artmaktadır."
Kaynaklar
A. Brack. The Molecular Origins Of Life: Assembling Pieces Of The Puzzle. (17 Ağustos 2019). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Cambridge University Arşiv Bağlantısı J. S. Wilkins. Spontaneous Generation And The Origin Of Life. (26 Nisan 2004). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Talk Origins Arşiv Bağlantısı Aristotle. The History Of Animals. (27 Mart 2016). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Adelaide University Arşiv Bağlantısı T. Lynch. Redi's Experiment. (01 Ocak 1998). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Miramar University Arşiv Bağlantısı W. Harris. How The Scientific Method Works. (14 Ocak 2008). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: How Stuff Works Arşiv Bağlantısı
başka bilimsel olarak kanıtlanmış ve duyulması gereken bilgilerden bi örnek :
En yakın kuzenlerimiz olan homo neanderthalensis türünün yok olmasından sonra bile dünyada bizimle beraber bir süre daha yaşadığı ve yaklaşık olarak 15. 000 yıl önce elendiği söylenen homo floresiensis türü evrim ağacında nerededir? Günümüz modern insanı olan homo sapiens sapiens ile akrabalık bağı nedir?
cevap da şudur
"Homo floresiensis ("Flores Adamı"; takma adı "hobbit"), yaklaşık 50.000 yıl önce modern insanların gelişine kadar Endonezya'nın Flores adasında yaşayan küçük bir arkaik insan türüdür.
Arkaik Homo sapiens, genel olarak geçtiğimiz 500.000 yıl içerisinde var olmuş tüm Homo türlerini kapsayan bir terimdir. Homo heidelbergensis, Homo rhodensiensis, Homo neanderthalensis ve Homo antecessor bu türler arasında yer almaktadır. Bu türlerin tamamının ortak atası Homo erectus olarak kabul edilmektedir.
2009'da Amerikalı antropolog William Jungers ve meslektaşları, H. floresiensis'in ayağının birkaç ilkel karaktere sahip olduğunu ve Homo erectus'tan çok daha eski bir türün soyundan gelebileceklerini buldular.
2015 Bayesian analizi, Australopithecus sediba, Homo habilis ve ilkel H. erectus georgicus ile en büyük benzerliği buldu ve H. floresiensis'in atalarının H. erectus'un ortaya çıkmasından önce Afrika'yı terk etme olasılığını artırdı ve belki de bunu yapan ilk homininlerdi. Bununla birlikte, H. floresiensis'in H. erectus ile birkaç diş benzerliği vardır, bu da H. erectus'un ata tür olduğu anlamına gelebilir.
Ataları adaya bir milyon yıl önce ulaşmış olabilir. 2016 yılında, Liang Bua'ya yaklaşık 74 km (46 mil) uzaklıktaki Mata Menge'de Hominin floresiensis'in atası olduğu varsayılan homininlerden fosil dişler ve kısmi bir çene keşfedildi. Yaklaşık 700.000 yıl öncesine dayanıyorlar ve Avustralyalı arkeolog Gerrit van den Bergh tarafından daha sonraki fosillerden bile daha küçük oldukları belirtiliyor. Bunlara dayanarak, Homo floresiensis'in bir Homo erectus popülasyonundan türediğini ve hızla küçüldüğünü öne sürdü. 2017'de yayınlanan bir filogenetik analiz, Homo floresiensis'in Homo habilis ile aynı (muhtemelen australopithecine) atadan geldiğini ve bu da onu Homo habilis'in kardeş taksonu yaptığını gösteriyor. Bu sınıflandırmaya dayanarak, Homo floresiensis'in Afrika'dan şimdiye kadar bilinmeyen ve çok erken bir göçü temsil ettiği varsayılmaktadır. Benzer bir sonuç, Çin'in merkezindeki Shangchen'de bulunan taş eserleri 2,1 milyon yıl öncesine tarihleyen bir 2018 çalışmasında da öne sürüldü."
-ufuk derin
üstteki boşumu da yaptıktan sonra (!) şimdi konuyu biraz allahın ahlakına bağlayalım.
evrimin işleyişi,abiyogenez,tek hücreliden çok hücreliğe bitti ve sırada şimdi bir yaratıcıya karşı verilen en büyük argümanlardan biri geliyor : körelmiş organlar
sonsuz ilime güce kudrete sahip olan yaratıcı neden insanı kusursuz şekilde yaratmadı ? siz kusursuz gibi görebilirsiniz ama kaçırdığınız bazı noktalar var onlar da şunlar **körelmiş organlar**
20 yaş dişleri,darwin noktası,apandis gibi birçok organ
İlk insanlar ot temelli beslenen canlılardı bitkilerin çiğnenmesi, lifleri ve yapısında bulundurduğu selüloz nedeniyle zordu yani öğütücü dişlere daha fazla iş düşüyordu. Bu nedenle ilk insanların çeneleri genişti ve diş sayısı da fazlaydı. Yıllar içinde ot temelli beslenmeden et temelli beslenmeye geçildi bu geçiş kafa ve beyin de büyümeye neden oldu son olarakta ateşin bulunması(homo erectuslar yaklaşık 2.5m yıl önce) ile yiyecekler pişirildi bu da daha kolay çiğnemeyi ve öğütmeyi sağladı. Sonuç olarak çeneler küçüldü ve en arkadaki 4 adet 20lik dediğimiz dişler çenede kendilerine yer bulamamaya başladılar
sadece insanda da değil mesela balinaların arka bacakları (https://antidogmatik.com/konulabalinalarda-pelvis-ve-arka-bacak-kemigi.110/)
daha da uzatmak istemiyorum googledan bakabilirsiniz ama bunu da açıklamak gerekirse en basit şekliyle şu olacaktır : eskiden balinanın karada yaşaması daha sonra ise suya geçmesi ve adapte olması...
bu kadar evrim ile bilgi vermişken asıl soruyu cevaplamadım tüm bunlar uydurma mı gerçek mi gerçek bizden saklanılıyor mu "evrim gerçek midir yoksa sadece bir teori midir adı üstünde evrim yalnızca teori diyenlere" sözel bir anlatımla bu sefer
günlük dilde teori bir önsezi veya tahmin anlamına gelebiliyor ama bilim insanları için teori iyi desteklenmiş bir açıklama anlamına gelir bilimsel teoriler ve bilimsel kanunlar sıkça karıştırılır teoriler bir şeyin neden ve nasıl olduğunu açıklar doğadaki olay ve olguların açıklamasıdır, kanıtlara dayalıdırlar mesela atom teorisi maddenin yapısını açıklar, evrim teorisi canlı çeşitliliğini kaynağını açıklar
şimdi gene evrimagacindan bir alıntı yapalım.
"Bir şeyin teori olması onun zayıf olduğunu değil, tam tersine doğa kanunlarını açıklayan güçlü ve bilimsel verilere dayalı bir açıklamalar bütünü olduğunu gösterir. Canlıların nesiller içerisindeki değişimi bir yasadır, gözlemsel bir gerçektir. Buna, evrim yasası denir. Ancak bunun neden ve nasıl olduğunu açıklayan açıklamalar bütününe Evrim Teorisi adı verilir."...
şimdi gene benim yazıma gelelim.
kütleçekim teorisini duydunuz mu ? gayet hatasız iyi çalışıyor peki ya hastalık yapıcı mikrop teorisi ? görüyorsunuz bilimde "teori" sözcüğünü farklı bir şekilde kullanırız.Birkaç delinin (!) ortaya attığı çılgın fikir anlamına gelmez teori.
Ayrıca evrimi yalnızca darwin'in dediklerine göre yargılayamazsınız darwin çok uzun yıllar önce yaşamıştır ve tahminimce DNA nın ve nükleotitin ne demek olduğunu bile bilmiyordu... Bunu tıp alanına bağlayacak olursak, Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nde birçok araştırmacı (ki bunlar en iyi üniversitelerden gelir en iyilerini seçerler aralarından) kanser tedavisi için evrimden birkaç bilgi alarak çözmeye çalışıyor sadece bu da değil bugün hayatımızı kurtaran bazı tedaviler "evrim teorisi" sayesinde çözüldü (hastalığın ne olması ve evrimsel geçmişi vb)
yazarken aklıma geldi bu , çoğu kişinin aklına gelmemiştir bile "alerji"
gene kusursuz yaratan allah alerjiyi niye yaratsın ? imtihan için mi
sadece alerji de değil milyonda bir görülen hastalıklar da bunun bir örneğidir (tek göz doğmak,kuyruk,3 burun deliği) veya çok sık görülen orak hücreli anemi,down sendromu gibi hastalıklar
down sendromundan biraz bahsetmek gerekirse görme,duyma,kalp hastalığı down sendromlularda yaygındır... sırf tanrı imtihan olsun diye mi rastgele suçsuz insanları imtihanla sınıyor? sadece etkilenen çocuk da değil onu bir ömür bakmakla yükümlü olan anne ve babası... imtiahn için yanlış bir yöntem olsa gerek
çoğu kişi bitkilerin hayvanların evrimini kabul eder ama konu insana gelince sert bir şekilde reddeder halbuki paleontoloji yalan söylemez ve ara formların fosilleri vardır googledan müzelerden ulaşabilirsiniz gizli saklı bir şey yok.
------------
Şimdi yazımın 3.kısmına geçiyoruz burası daha felsefi olacak bilimsellikten ziyade
dinin amacı bana göre Toplumsal düzeni yaratmak,insanların ahlakını belirlemek kötülüklerden uzak tutmak,bir amaca yöneltmek (kuranda oku demesi araştır demesi sonucunda da bilim insanlarının çıkması) insanların nihilist bir inanca yönelmemesini ve daha mutlu hayat yaşamasını sağlamak vee asıl önemli olan madde "Dinle halkı yönetmek istediğini yaptırmak"Kendi arzularını yerine getirttirmek ayrıca islam dini bir insan tarafından anlatıldı insan üstü varlık tarafından değil ve hz muhammed akıl ve mantık yoluyla gerçekliliğini doğrulamaya çalıştı ama bu günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda çünkü aksi ispatlandı Ve ayrıca saygı değer gazeteci araştırmacı Turan Dursunun şöyle bir yorumu vardır "Muhammed tüccardı ,gezdiği birçok yerde din gördü ve toplumu kötü durumdaydı ve bu gördüğü öğrendiği dinleri toparladı ve araplara uygun şekilde düzenledi ve insanlara getirdi"
ayrıca bu da güzel bi düşüncemdir :
insan alfabesi,yazısı insanların kullandığı malzemelerden oluşmuş yapı, o dönemki insanların bildiği şeylerle sınırlı kalmış bilgiler... insan tarafından yazılmış olma ihtimali yüksek değil mi ? ve bizler tarafından yazılanlar anlaşılıyorsa aynısını da yazamaz mıyız ? zekamız o kitabı yazmaya yetecek durumda hem bugün hem 1400 yıl önce
insanları düzene sokmak için gerçekten böyle şeyler gereklidir gerçekten hammurabi kanunları gibi ama onlar da bir süre sonra yetersiz kalacaktır. Ayrıca insan zor durumda kaldığında ondan bir üst düzeyde olan birinden yardım ister bu iş yerinizde patron olsun allah olsun farketmez ondan medet umar ondan yardım bekler insan böyle bir canlıdır ve yıllarca dinin ayakta kalmasının sebebi budur.
...
Peki ya hangi inanç doğru diyecek olursanız bana göre : Agnostisizm veya gerçekten bir şeye inanmak istiyorsanız panteizm. Neden ateizm değil diyecek olursanız günümüzde ateist insan sayısı çok bunu hepimiz biliyoruz ama bunların sizce yüzde kaçı gerçek ateist çünkü gerçekten evrenin oluşumunu sadece bilimle açıklayabilen insanlar ateist olabilir
Mesela Stephen Hawking şöyle demiştir "Tanrı olabilir ama bilimle gerek kalmıyor" bunun ne anlama geldiğini anladınız mı ? şu demek evrenin başlangıcı için tanrıya gerek kalmaması, hayatın olması için tanrıya ihtiyaç olmaması gibi şeyler.
allah kelimesinin barındırdığı anlamlara sahip bir tanrının yaratıcının(insanları anlayabilen onlarla iletişime geçen,onları sınayan test eden insancıl özelliklere sahip bilinçli bir şahıs)gerçekten böyle biri olabilir ama bugüne kadar hiç ipucu vermedi bize ha şöyle dersiniz biri acı çekerken biri gelip ona yardım etmiştir bunu allah yollamıştır veya allahtan yardım istediğinizde size yardım etmiş gibi görülmesi istediğinizin yerine getirilmesi
bunlar zaten mümkün olabilecek şeyler yaşanabilecek şeyler matematiksel olarak oranları hesaplanabilir. bunların hiçbiri allahın var olduğunu ispatlamaz isterseniz ömrü hayatınız boyunca her istediğiniz gerçekleşsin dokunduğunuz kişi iyileşsin fakirlikten kurtulsun bunlar allahın yardım ettiği veya var olduğu anlamına gelmez çünkü dediğim gibi gerçekleşebilecek şeyler.
ve ayrıca ateist arkadaşlara carl sagan'ın şu sözünü hatırlatmak istiyorum kanıtın yokluğu,yokluğun kanıtı değildir.
metafiziksel bir şeyden bu kadar emin olmayın...
şimdi inanç konusu bittiğine göre felsefi görüşe geçebiliriz. bahsetmek istediğim konu : materyalizm materyalistler maddenin ebedi olduğunu söylerler şimdi bu konuya bir teist olarak bakarsak bu "ebedi" sıfatını bir tek tanrıya verdiğimiz zaman, tanrı maddeyi yaratan varlık olur ama aynı sıfatları maddeye de verme hakkınız var (A-teist olarak) yani her iki grupta birinin sonsuzdan beri var olabileceğini düşünüyorlar ancak bu varlığın kim veya ne olduğu konusunda anlaşamıyorlar allah sonsuzdan beri var olabiliyorsa ve yaratıcıya ihtiyaç duymuyorsa madde de böyle olabilir diyenler tanrısız bir alem tasavvur ettiler çünkü burada tanrı aslında direkt bir varlık değil tanrı yaratılıştaki veya oluştaki niyeti temsil ediyor orayı sonra değinicem.
Şimdi mantıken bir şey ya ezelidir ya da sonradan var olmuştur yani bir dönemde yaratılmıştır,bir dönemde ortaya çıkmıştır veya farklı bi forma geçmiştir
Nasıl ki ben var olan şeylerin bir araya getirilmesi ve değişmesi sayesinde şu anki halime geldiysem evren de aslında var olan bir şeylerin değişmesi sonucunda oluşmuş olabilir yani big bang aslında 0 noktasından,yokluktan gelmek 0dan yaratmak anlamına gelmiyor olabilir belki big bang bir doğuştur ve madde daha önceden farklı bir formdadır sonuçta böyle olabilir.yani burda demek istediğim şey big bang bir yaratılış olmadığı veya materyalistlerin iddia ettiği gibi maddenin ezeli ve ebedi olabilme ihtimalin hala bulunduğu. Big Bangle maddenin sonradan yaratılmış olduğununun kanıtlandığı düşünenler şunu hesaba katmıyor : Big bang bizim beyaz delik dediğimiz şey olabilir aynı kara delikler gibi ve karadelikler her şeyi yutuyor (gezegen yıldız pulsar ne varsa hatta ışık bile) ve bu karadeliklerin yuttuğu şeyler nereye gidiyor sorduğunuzda da muhtemel iki cevap verilebiliyor ya hiçlik ya da bir kanal sayesinde başka bir yere taşıyor. eğer 2. ise bu başka bir evren için big bang olabilir (diğer evrende alınan şeylerin yeni bir evrene aktarılması) 1.ye gelicek olursak bu durumda da var olan bir şeyin hiçliğe karıştığı ya da yok olduğu anlamına gelir demekki birt şeyin yok olması veya 0 noktasına kadar inmesi mümkün ve orda hiçbir şey yok, bir yaratılış yok bomboş yani big bangden de bir şeylerin olması ama şeklinin veya herhangi bir formunun olmaması mümkün.
tanrıyı kim yarattı,tanrı var mı dersek bu soruyu gerçekten bilemeyiz yazacak bir şey bulamadım :P bir çok paradoksa girer
Bu yazılanlardan sonra kafası karışanlar ben ne yapmalıyım,neye sığınıcam,ne için yaşayacam,yaşamalı mıyım gibi sorularla yüzleşiyorlarsa bir link bırakıyorum onu okuyabilirsiniz
https://www.google.com.tamp/s/www.yenivatan.at/einstein-hep-su-cevabi-verirdi-spinozanin-tanrisina-inaniyorum/amp/
Yazan -Uğur Karakaya
submitted by flozenlol to u/flozenlol [link] [comments]


2020.10.01 15:14 sargibezifabrikasi Pandemi hastanesinde bir gün...

Pandemi hastanesinde bir gün... Diyarbakır'da pandemi hastanesi olarak hizmet veren Dicle Üniversitesi Hastanesinde, sağlık çalışanları ile korona virüs tedavisi gören hastaların bir günü kaydedildi Ailelerinden uzakta hastaların iyileşmesi için gecelerini gündüzlerine katan sağlık...
Pandemi hastanesinde bir gün...
Diyarbakır'da pandemi hastanesi olarak hizmet veren Dicle Üniversitesi Hastanesinde, sağlık çalışanları ile korona virüs tedavisi gören hastaların bir günü kaydedildi
Hidrofil Sargı Bezi Fabrikası 0507 996 6199 Fiyatları Toptan
Sargı Bezi Fabrikası - https://sargibezifabrikasi.com/
Metronom Müzik - https://www.metronomusic.com/
Akustik Sahne İstanbul - https://akustiksahneistanbul.com/
Kemençe Kursu http://www.kemence.com.t
Ailelerinden uzakta hastaların iyileşmesi için gecelerini gündüzlerine katan sağlık çalışanları, evlatları ile cep telefonu üzerinden görüntülü görüşerek hasret gidermeye çalışıyor
Çoğu zaman korona virüs hastalarına ellerini tutarak moral desteği veren sağlık personellerinin özverili çalışmaları görenlerin takdirini topluyor
DİYARBAKIR - Pandemi hastanesi olarak hizmet veren Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesinde sağlık çalışanları ile tedavi olan korona virüs hastalarının bir günü kayıt altına alındı. Zor şartlar altında ölüme meydan okuyarak görevlerini yapan sağlık çalışanları, evlatları ile cep telefonu üzerinden görüntülü görüşerek hasret gideriyor. Çoğu zaman korona virüs hastalarına ellerini tutarak moral desteği veren sağlık personellerinin özverili çalışmaları görenlerin takdirini topluyor.
Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgınıyla Türkiye, 11 Marttan beri mücadele etmeye devam ediyor. Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından alınan tedbirlere uymayan vatandaşlardan bazıları, birkaç gün içinde kendilerini yoğun bakım odasında buluyor. Yoğun bakım ünitelerinde hayatta kalma mücadelesi içine giren vatandaşlar, sağlık çalışanlarının verdiği hizmetle yaşama tutunuyor. 7 gün 24 saat çalışarak pandemi sürecini en hızlı şekilde hafif hasarla atlatılması için ailelerinden uzakta çalışmalarına devam eden sağlıkçılar, aileleriyle cep telefonu üzerinden görüntülü olarak görüşebiliyor. Pandemi hastanesi olan Diyarbakır Dicle Üniversitesinde de sağlık çalışanları, korona virüs hastaları için gecelerini gündüzlerine katarak çalışmalarını sürdürüyor. Hastalar sağlık çalışanlarının bakımı haricinde moral ve motivasyona da ihtiyaç duyuyor.
Sağlık çalışanları ve hastaların bir günü kaydedildi
Pandemi hastanesinde bulunan korona virüs hastaları ile sağlık çalışanlarının geçirdiği bir günlük süre, kayıt altına alındı. Çekilen görüntülerde sağlık çalışanlarının mücadelesi ve hastaların durumları gösterildi. Görüntülerde koruyucu ekipmanlarını giyen sağlık personelleri, test olmaya gelen vatandaşlardan aparat aracılığıyla örnek aldığı görülüyor. Uzun süre ekipmanları ile kalan sağlık çalışanlarının maskelerini çıkardıklarında yüzlerinde izlerin kaldığı görülüyor. Yoğun bakımda tedavi olan vatandaşlara ellerini tutarak motivasyonlarını yüksek tutmaya çalışan sağlık personelleri özverili tavırları ile takdir topluyor.
Pandemi hastanesinde ağır vakalar ile birlikte yaşam mücadelesi verdiklerini belirten sağlık çalışanları, ailelerinden uzak kalmalarının kendileri için zor olduğunu söyledi. Kendi hayatlarını da ortaya koyarak çalışmalarını sürdürdüklerini kaydeden sağlıkçılar, bazı vatandaşların kendi hayatlarını hiçe saydığını çoğunun da yoğun bakım ünitesinde yaşam savaşı verdiğini ifade etti.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Öğretim Üyesi Dr. Çiğdem Mermutluoğlu, korona virüs hastalarının diğer hastalardan çok daha farklı olduğunu kaydederek psikolojik desteğe de ihtiyaç olduğunu söyledi. Dr. Mermutluoğlu, "11 Marttan bu yana ki süreçte korona virüs hastalarının diğer hastalardan çok daha farklı olduklarını gördüm. Bu hastalar destek tedavisinin yanı sıra aynı zamanda psikolojik olarak da desteğe ihtiyacı olan hastalar. Hastalarımızla her gün sadece laboratuvar sonuçlarını değerlendirmiyoruz, aynı zamanda bu sürecin nasıl gideceğini, süreceğini ve moral motivasyon anlamında da konuşmalarımız oluyor. Hastanın bu desteğe çok ihtiyacı var, farklı bir süreçteyiz, bu çorbada tuzumuz olduğu için çok mutluyum, inşallah bu dönemi en iyi, hasarsız bir şekilde atlatmayı planlıyoruz" dedi.
"Kendi ailelerinin vermediği desteği sağlık çalışanları veriyor"
Dicle Üniversitesi Pandemi Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Doç. Dr. Mahir Kuyumcu, korona virüs sürecinde hastaların kendi ailesinden destek alamadığını, bu süreçte sağlık çalışanlarının yanlarında olduklarını kaydederek boşalan yatakların hemen dolduğunu söyledi. Vatandaşların tedbirlere harfiyen uyması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kuyumcu, "10+10 olmak üzere toplam 20 yatağımız mevcut, son dönemlerde yataklarımız ful, boşalan yataklar hemen doluyor. Vaka sayılarımız çok artmış durumda, şuanda mevcut durumda sabah 8'de mesailerimiz başlamakta ama akşam 5'te mesaimiz bitmiyor, 7 gün 24 saat çalışmaktayız. Yoğun bakım demek özünde bir bakım demek, önemli bir kısmı yardım sağlık personellerimiz, hemşire ve hasta destekte çalışan arkadaşlarımızın büyük bir özverisiyle bu hizmet verilmekte. Bu süreçte herkesin kaçtığı, uzak durduğu, kendi aile yakınlarından bile korona virüs tanısı alan hastalarımız kendi desteğini alamadığı bir dönemde bir sağlık çalışanı olarak görevimiz olarak yerine getirmekteyiz" diye konuştu.
submitted by sargibezifabrikasi to u/sargibezifabrikasi [link] [comments]


2020.09.30 23:55 karanotlar Pasajlar: Tarih Kavramı Üzerine

Pasajlar: Tarih Kavramı Üzerine
https://preview.redd.it/ulyap3vkvcq51.jpg?width=135&format=pjpg&auto=webp&s=e637992d187dc48e2b64066147886dda928a2227
Marx, kapitalist üretim biçiminin çözümlemesine giriştiğinde, bu üretim biçimi henüz başlangıçlarındaydı. Marx, girişimlerini onlara tanı değerini kazandıracak bir çizgide yönlendirdi. Kapitalist üretimin temel koşullarına göre döndü ve bu koşulları, gelecekte kapitalizmden daha neler beklenebileceğini gösterecek biçimde sergiledi. Ortaya çıkan sonuç, şu oldu: kapitalizmden yalnızca emekçi sınıfının daha sert biçimde sömürülmesine yol açması değil, bunun yanı sıra kendisini ortadan kaldıracak koşulları oluşturması da beklenebilirdi.
Üstyapının altyapıdakine oranla çok daha ağır tempoyla gerçekleşen köklü değişimi, üretim koşullarının geçirdiği değişikliklere kültürün bütün alanlarında geçerlilik kazandırmayı ancak yarım yüzyılı aşkın bir zaman içersinde başarabildi. Bunun ne yoldan olduğu ancak günümüzde açıklana- bilmektedir. Bu verilerin, tanı niteliğindeki belli istemleri karşılaması gerekmektedir. Ancak bu istemlerle bağıntılı savlar, emekçi sınıfın siyasal iktidarı ele geçirdikten sonraki sanatıyla ya da sınıfsız toplumla ilgili savlardan çok, şu anda geçerli üretim koşulları altındaki sanatın gelişme eğilimleri ile ilgili savlar olmaktadır. Bu savların diyalektiği üstyapıda, ekonomide olduğundan daha az belirgin değildir. Bundan ötürü bu tür savların birer savaşım aracı olarak değerini küçümsemek yanlış olur. Söz konusu savlar -yaratıcılık ve deha, sonrasızlık değeri ve giz gibi- eskiden kalma birtakım kavramları saf dışı etmiştir; bu kavramların denetimsiz (ve şu anda denetimi güç olan) uygulanması, olgular dağarcığının faşist doğrultuda işlenmesi sonucuna götürür. Aşağıda sanat kuramına yeni getirilen kavramların daha alışılagelmiş olanlardan ayrılan yanı, faşizmin amaçları açısından bütünüyle kullanılamaz nitelik taşımalarıdır. Buna karşılık bu kavramlar, sanat politikası alanında devrimci istemlerin dile getirilebilmesine elverişlidir.


https://www.cafrande.org/tarih-kavrami-uzerine-walter-benjamin/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.09.30 21:03 KutaySahin Türkiyede ne kadar Türk var, Anadolu'daki Türklerin gözleri neden çekik değil gibi sorulara cevaplar

“Türkiye’de ne kadar Türk var?”, “Anadolu Türkleri neden çekik gözlü değil?”, “Türkiye’de Türk var mı?” gibi… Umarım bu yazı, kafanızdaki bu tür sorulara bir cevap niteliğinde olur sayın kgb hulki.
TÜRK FETHİ ÖNCESİ ANADOLU’NUN DURUMU
Oğuzlar gelmeden önce Anadolu, daha önceki istilalar ve savaşlar nedeniyle fazla bir nüfus barındırmıyordu. Anadolu’nun üç kıtayı birbirine bağlayan stratejik konumu, bölgenin sürekli tahripkar mücadelelere sahne olmasına neden olmuştur.
Gerek 390 yılında anadoluya olan Macar akınlari gerek Doğu Roma ve Sassaniler gerekse emevilerle anadoluda yapılan savaşlar coğrafyanin nüfusunun sıklıkla tahrip olması ve bölgede çok insanın yaşamamasına sebep vermiştir.
1071 de yapılan savaştan önce Müslüman olan Türklerin Abbasi ordusunda sıklıkla görev yapması ve Göktanriya inanan Türklerin paralı askerlik yapması sebebiyle anadoluya Türkler yerleştirilmiştir. Hatta doğu roma kaynaklarında abbasilerin Türkler için yaptırdığı ve Türklerin yaşadığı şehirlerden Turcopoller olarak adlandırılmistir.
Oğuz göçleri ise sanıldığının aksine 1071 öncesinde başlamıştır. Örneğin 1054 yılında Erzincan ve Bayburt havalisi yağmalanmıştır. 1057’de Çağrı Bey’in oğlu Yakutî, Sivas’ı almış ve Kayseri’ye kadar ilerlemiştir. 1069’da Türkler, Konya’yı ele geçirip yağmalamıştır. Tüm bu gelişmeler üzerine, Romanos Diogenes, Türkleri durdurmak amacıyla 1071’de Malazgirt Savaşını yapmıştır. Türklerin 1071 zaferi ile artık Anadolu’da kendilerini durduracak bir güç kalmamış ve bu tarihten sonra fetihler kalıcı olarak gerçekleşmiştir.
Türklerin akınları sırasında, Anadolu’nun ne kadar tenhalaştığını gösteren bazı tarihi kayıtlar da mevcuttur:
Devrin Malatya Metropoliti ve Tarihçi Suryani Mihail: “Türklere karşı yenilen Rumlar, bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihail’i korku aldı. Korkak ve kadınlaşan müşavirlerinin sözlerine bakarak sarayından ayrılıp Türklere karşı çıkamadı. Hıristiyanlara acıyarak adamlar gönderdi. Pont çevresinde kalmış halkın bakiyelerini, eşyalarını atlara ve arabalara yükletip, denizin ötesine (Balkanlara) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türklerin yerleşmesine yardım etti ve bu sebeple de o herkesin tenkidine uğradı.”
Dönemin bir Ermeni müellifi tenhalaşmayı şu şekilde aktarmaktadır: “1080 yılı Mart’ına doğru, Okyanus Denizi berisinde (Anadolu) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türklerin istilasına uğramış ve hiçbir vilayet bundan kurtulamamıştı. Birçok vilayet boşaldı, artık doğu milleti mevcut değildir.”
Malazgirt’ten sonra kitlesel Türk göçüyle ilgili Bizans kaynaklarında şu ifadeler geçmektedir: “Kara ve deniz sanki bütün dünya, kafir barbarlar (Türkler) tarafından işgal edildi ve ıssızlaştırıldı. Onlar doğunun (Anadolu’nun) bütün köylerini, evleri ve kiliseleriyle birlikte yağma ve istila ettiler.”
ANADOLU’NUN TARİH BOYUNCA NÜFUS YAPISI
Anadolu’nun Türkler gelmeden önceki tahmini nüfusu 10. yüzyılda 8 milyon olarak tahmin edilmektedir. Fakat Türk göçleriyle birlikte nüfusun önemli bir kısmı batıya, kıyı bölgelere ve Balkanlara doğru kaymıştır. Nitekim, Osmanlı Devleti’nin büyük bir titizlikle yaptığı 16. yüzyıl nüfus sayımlarında dahi Anadolu’nun toplam nüfusu bu rakamı asla bulmamaktadır. Örneğin 1520-1530 yılları Anadolu nüfusu, yaklaşık 6 milyondur. Bu durum, Türkler Anadolu’ya gelmeden önceki nüfus tahminlerine şüpheyle bakılmasına yol açmaktadır. Yine Bizans döneminden kalma devrin nüfusuyla ilgili kesin diyebileceğimiz somut veriler (devlet arşivleri ve kayıtlar) bulunmadığı için Türk göçleri öncesi Anadolu nüfusu hakikatte bir muammadır.
Osmanlı Devleti arşiv kayıtlarına göre, 1520-1530 yılları Anadolu’nun toplam nüfusu, 5.755.080‘dir. Kayıtlarda bu nüfusun yaklaşık %7’si Hıristiyan; %93’ü ise Müslümandır. Bu nüfusun 5.336.625 kadarlık kısmını konar göçer Türkler oluşturmaktadır. Kayıtlara bakıldığında 16. yüzyılda Türkmenlerin büyük bir çoğunluğu konar göçer halde (yaylak kışlak) yaşamaktadır.
Açıkça görülmektedir ki, 1520-1530 yıllarında toplam Anadolu nüfusunun yaklaşık %90’ını Türkler oluşturmaktadır. Bu, bir iddia değildir, Osmanlı arşivlerine dayanır. Nitekim genetik veriler baz alındığında da Anadolu Türklerinin Rum veya Ermenilerden farklı bir genetik yapıya sahip olduğu görülür.
Anadolu’daki karışımsız bir Yörük veya Türkmenin, Orta Asya’da uzun süre Moğol hükmü altında yaşamış olan bir Oğuz’dan daha saf ve daha arı bir Oğuz Türkü olduğu söylenebilir. Göktürkler’den Selçuklu ve Osmanlılara kadar büyük imparatorluklar kuran ve cihan hakimiyetini sağlayanlar mevzubahis Oğuz Türkleridir. Anadolu Türkü (Yörüğü ve Türkmen kökenlisi), en saf haliyle özünü, kültürünü, dilini koruyabilmiş öz Türklerdir. Osmanlı tahrir defterleri, sözkonusu Anadolu Türklerinin %90 oranında yörük ve Türkmenlerden geldiğini göstermektedir.
Bir Türk, Moğol olmadığı gibi; bir Moğol da dil, kültür ve etnik yönden asla Türk değildir.
Bu veçhile, kadim Oğuz boylarına mensup Türkiye ve Azerbaycan Türkleri, gerek dil ve kültür olarak, gerekse fenotip (dış görünüş) olarak, en fazla Türkmenistan Türklerine (daha sonra Özbeklere, Uygurlara vb) benzemektedir. Nitekim Türkmenistan’ın bir kısmını Hazarötesi Oğuzların bakiyesi teşkil ediyor olabilir. Türkleri Kazak, Kırgız, Başkurt veya Altaylılarla genetik olarak kıyaslamaktansa, en yakın tarihi akrabaları olan Hazarötesi Oğuzlar ile karşılaştırmak en makul yaklaşımdır. Benzer şekilde otozomal DNA çalışmalarında Uygurların Özbeklerle, Kazakların da Kırgızlarla genetik olarak kıyaslanması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bazı art niyetli veya konu hakkında yeterli bilgisi olmayan kimseler, Anadolu’da Türkleşen Rum ve Ermeni oranını oldukça abartılı göstermeye çalışmaktadırlar. Örneğin Anadolu Türklerinin yaklaşık %50’sinin Rum veya Ermeni kökenli olduğunu iddia eden kişilerle karşılaşmak mümkündür. Oysa ki 1520-1530 yıllarına ait Osmanlı Tahrir defterleri incelendiğinde sadece Anadolu halkının %93 gibi bir oranının bile Türkmen aşiret ve cemaatlere mensup oldukları somut olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık %10’luk gayri-Müslim nüfus oranı Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde de aynı oranlarda seyretmiştir. Anadolu’nun bazı kesimlerinde İslamlaşmanın etkisiyle az sayıdaki Müslüman olan yerli halk Türkler içerisinde erimiştir. Kaldı ki tehcir ve mübadele ile Türkiye’den ayrılan Rumlar ve Ermenilerin genetik yapıları Türkiye Türklerinden tamamen farklılık göstermektedir. 16. yüzyılda Doğu Anadolu’ya Kürtlerin yerleşmesi ile doğu Anadolu’nun demografik yapısında kısmen değişiklik olsa da Müslüman Türk ve Kürtlerin o bölgede kaynaşması daha kolay olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren Türkiye’ye gerçekleşen Müslüman göçlerin de önemli bir kısmını dış Türkler (Kafkasya ve Balkan Türkleri) oluşturuyordu. Bunların da mevcut nüfus yapısına ve genetik yapıya kısmen etkisi olmuştur.
Bütün bu tarihi sonuçlara da dayanarak Anadoluda yaşayan ve kendisini etnik Türk olarak tanıtan insanların gerçekten de etnik kökeninin Türk olduğu söylenebilir.
Kaynak:
https://www.haplogruplar.com/turkiye-turklerinin-orta-asyali-turkmenlerle-genetik-akrabaligi/
https://www.haplogruplar.com/turklerin-genetik-yapisi/
Yusuf Halaçoğlu, XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun iskan siyaseti ve aşiretlerin yerleştirilmesi, Ankara Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, TTK Yusuf Halaçoğlu, Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650) – 6 Cilt
Eger bu yazı ilgi görürse başka tarihi bilgiler de paylaşmayı planlıyorum(Türkler Altay ırkından mıdır, samanizm ve Göktanri inancınin aynı şey olmayışı vb.) Umarım yazı çok uzun olup okurken canınızı sikmamistir ve kafanızdaki sorulara cevap bulabilmissinizdir.
submitted by KutaySahin to KGBTR [link] [comments]


2020.09.24 03:27 fragmanlife sans kapiyi calinca programinda sok degisiklik yeni sunucu kim oldu

Değişen yepyeni konsepti ve sempatik sunucusuyla Şans Kapıyı Çalınca her salı akşamı Atv ekranlarında kaldığı yerden devam edecek. Şans Kapıyı Çalınca programının sunuculuğunu yapan ünlü oyuncu Ferit Aktuğ başka bir proje için ayrıldı. Bunun üzerine program yapımcıları hem sunucu hem de konsept değişikliği kararı aldı. Yıllar sonra tekrar ekrana gelen Şans Kapıyı Çalınca müdavimleri merak ediyor, tekrar yayınlanmasına karar verilen programın sunucu kim oldu? Şimdi detaylar
Şans Kapıyı Çalınca programında şok değişiklik? Yeni sunucu kim oldu? Yayınlandığı gün reytinglerdeki başarısıyla dikkat çeken Şans Kapıyı Çalınca programı yoğun talep üzerine yeniden yayınlanmasına karar verildi. Ancak programın sunucu Ferit Aktuğ’un bi başka yapımla anlaşması üzerine sunucu arayışı başladı. Hem hareketli, hem sempatik hem de pratik zekâ isteyen yarışmanın yeni sunucusu Emre Altuğ olarak benimsendi. Değişen yepyeni konsepti ve sempatik sunucusuyla Şans Kapıyı Çalınca her salı akşamı Atv ekranlarında kaldığı yerden devam edecek. Keyifli seyirler
Şans Kapıyı Çalınca’da neler değişti? Yapılan değişikliğe göre yarışmaya iki değil üç aile katılacak. Üç yarışmacı evlerine götürülen oyunlarda ve Salı günleri stüdyoda ilk kez görecekleri sürpriz oyunlarda birbirlerine karşı ter dökecekler. Yarışmanın ilk oyunu olan 'Avantaj Oyunu'nda üç yarışmacı da aynı anda yarışacak ve en başarılı olan aile, başka bir uygulamaya gerek olmadan finale kalacak. Avantaj oyununda başarısız olan diğer iki yarışmacı aile, yarı finalde kendileri için hazırlanan üç oyuna çıkacak. Eğer bu üç oyundan iki tanesini kazanarak rakibini elerse finale kalma avantajına sahip olacak.
50 Bin liralık ödülü kim kazanacak? Sempatik sunucu Emre Altuğ’un sunumuyla ekrana gelecek Şans Kapıyı Çalınca bir yarışma programı. Berna Keklikler’in koordinatörlüğündeki programda finale kalan iki aile 50 Bin TL’lik ödülü kazanmak için sürpriz oyunlarda kıyasıya mücadele edecek. Programın sonunda heyecan daha da artarken yarışmayı kazanan aile tam tamına 50 bin liralık büyük ödülün de sahibi olacak.
Emre Altuğ Kimdir? 1970 İstanbul doğumlu oyuncu, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Tiyatro Bölümü mezunudur. 1999 yılında çıkardığı ilk albüm olan İbret-i Alem ile tanınan şarkıcının en büyük hayali oyuncu olmaktı. Müzik kariyerinde hızla ilerleyen Altuğ, 2000 yılında Bir Kış Öyküsü adlı müzikalde oyunculuk serüvenine başladı. Kendisi gibi sunucu manken Çağla Şikel ile evlenen Emre Altuğ’a Salı akşamları Atv’de yayınlanacak Şans kapıyı Çalınca programında başarılar diliyoruz.
Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.09.23 21:07 Ungoliant0 The ultimate RL settings guide for the competitively oriented player

Disclaimers & Mentality

Video Settings

TL;DR: Use competitive settings.
Even if your monitor is only 60Hz, [240FPS] is not wasted. Enable Steam FPS counter and make sure you get stable 240FPS (without drops). If your PC can't handle that, just cap FPS as high as possible, while still stable.
  • Disable VSync (adds input lag) and all graphics effects except transparent goalposts.
  • Put everything on highest performance except render quality.
  • Play on fullscreen as otherwise, the desktop's VSync might apply, and that adds input lag.
This video by Rocket Science shows 240 FPS cap is the most consistent. 120 should also be mentioned as being consistent. But unless you can only get maximum 130FPS stable (then you want to consider 120FPS cap), you should just set the cap as high as possible, with 240 being the sweet spot.

Camera

TL;DR: Disable camera shake. Use [100, -4, 270, 0.4].
Some 2020 camera statistics. Disable camera shake. The vast majority of pros use FOV [110]. The meta used to be height/angle [110/-3], but these days there's a shift to all combinations of height [90-110] and angle [(-5)-(-3)]. Distance is usually [260-280], with [270] being the most used. Stiffness [0.4-0.55]. Swivel speed at [4-6] and transition speed at [1-1.3].

High stiffness

Although, somewhat of a niche in pro play, there is still something to be said for high stiffness, as a setting that is completely different than the meta. Some pros are using high stiffness (flakes, Yukeo, Kuxir97). If you're interested, research this further on your own, as it is not common enough for me to say whether this is a good idea or not (although, it is certainly viable). If you find a dynamic camera (lower stiffness) confusing on quick turns or just in high-speed situations, consider trying high stiffness.

Deadzone

TL;DR:
  • DS4: [0.05-0.08] ([0.05] is the most popular).
  • XBONE: usually higher values: [0.06-0.1].
  • Dodge deadzone: [0.5-0.75].
 
Some 2020 deadzone Statistics.
A nice animation that explains how deadzone works, using HalfwayDead's utility. The deadzone is the yellow area around the axes, and the red area around the origin. Values inside the yellow area are interpreted as on the axes, and values inside the red around are interpreted as (0,0). The larger the deadzone, the easier it is to perform straight-line movements - forwards, backward, sideways. The lower it is, the more responsive your controls are, which is especially important for mechanics that require micro-adjustments, like dribbling, etc.
The general rule of thumb is: have it as low as you can without getting stick drift (car steering while not touching the controller) and feeling like you can't make straight-line movements.
Dodge deadzone you should at least increase until you stop getting accidental backflips. It should also be high enough for a decent fast aerial. But not too high so it makes speedflips harder (if you're too quick on the cancel). Set it to around [0.5-0.75]. Don't get used to a lower dodge deadzone, as it has not much effect on anything else important, but will slow your fast aerial if not high enough, as it won't allow for enough tilt during your fast aerial.

Sensitivity and Input Shape

TL;DR: Use the default input shape (cross and what I call circle, mean the same thing) with [1.1-1.6] sensitivity (both aerial and steering).

Sensitivity

Sensitivity is a linear multiplication of your input. For example, if you have [sensitivity: 2] and your stick is at (0.2, 0.3) it is interpreted as (0.4, 0.6) (for the sake of simplicity, I'm ignoring deadzones here of course).
Sensitivity is used for two things:
  1. Reaching values faster - it takes time to move the stick. Higher sensitivity means you have to make smaller physical movements to get the same effect. This is a trade-off between high and low sensitivity: being able to reach high values faster but having more room for error; vs. ease of being more accurate.
  2. Reaching the full range of motion - due to the controller's stick housing being round (a circle), it physically limits the stick from reaching the full range of motion (a square). Think of a circle of diameter 1 inside a square with edges of the same length. This means some movements close to the diagonals. This issue is minor compared to 1, as it might not even be necessary to reach the entire range of motion, as using pure diagonals can be rare. Some players would prefer to take the hit of being unable to reach 100% on the diagonal, for the benefit of increased accuracy. Also, having airroll left/right completely nullifies this issue.
Some 2020 sensitivity Statistics. The meta is shifting towards higher sensitivity values it seems, with mechanically gifted players such as jstn. and AztraL using [~1.8-2.0]. Other pros choose lower sensitivities, like Flakes' [1.0], JKnaps's [1.1] and Fairy Peak!'s [1.2]. And most others with values between [1.1-1.6]. First, try low values [1.0-1.2] for a while, then try high values [1.4-1.7] for a while. See what worked better, and then make changes in small increments towards 1.3. Eventually, see what feels best. Try to make changes to sensitivity if you feel like you're hitting a slump. If you feel slow/rigid try to increase it. If you feel it's too difficult to make controlled movements, decrease it. As this is dependant on your controller, and every controller is different, the sensitivity value does not tell the entire story. You need to try for yourself what values suit you. Keep in mind though that what might be currently comfortable, does not necessarily mean it is the best setting for you. Keep an open mind and experiment, but eventually settle on something and start building that muscle memory.

Input Shape - [Circle] (default) vs. [Square]

TL;DR: Don't use [square]. Including this for the sake of completeness. I would not recommend using it these days as we have better options. Unless you're already used to it, and even then I would recommend you try without it.
As can be seen in the list of deadzone settings for notable players, about 6% are using [square] input shape nowadays (listed as deadzone shape, which is a somewhat misleading term. Also instead of circle input shape, they call it cross deadzone, which is something else entirely, and is used by everyone without option to change it, and nor should they). Therefore, according to the meta, it is somewhat obsolete/niche, for several possible reasons that range from being less intuitive/natural/linear (is skewed around the diagonals) to practical reasons for pro players (less relevant to us regular folks) such as requiring 3rd party applications to enable. [Square] input shape is another way to reach the full range of motion, by altering your input shape from a circle to a [square]. More precisely, (again, simplifying) by linearly mapping your values to a shape of a [square]. This method used to be popular in the early days of RL, before we had in-game sensitivity settings.
While overall, arguably, not a good setting to use, it does have some benefits, such as easier halfflips. But that is due to [square] altering the input the game receives and the way RL treats flip cancels. Easier halfflips can be achieved using airroll left/right.
How to enable: it's preferable to disable steam controller configurations as using it can add input lag (in a later video, Rocket Science shows even more input lag than the 1ms mentioned in the deadzone video). This is a possible issue with any 3rd party program, even ones that are currently tested to not add any input lag could always become worse down the line. I would personally avoid using any 3rd party programs. If you want to use [square] input shape, you should use DS4Windows or Durazno2 rather than enabling Steam controller config.

Controller Controls/Keybinds

TL;DR: All default except:
  • L1 - Airroll + Powerslide.
  • R1 - Boost.
  • Square - Ballcam toggle.
  • Triangle/Circle - Airroll Left/Right.
  • Disable vibration.
  • This preset works for airroll left/right as well (more on that soon).
  • If you want to use both airroll left/right (and not just one of them), and can fat-finger using your thumb, the same preset with ballcam and airroll left swapped, is decent as well.

Airroll-Centric Controller

These are just one possibility. The important part is that you should not be hindered by your controls. Certain mechanics require being able to use all or some combination of boost, jump, powerslide airroll, oand airroll left/right. Bad controls will prohibit these movements. Viable controls will allow them. There are RLCS winners that use claw-grip, many pros use default settings, Rizzo uses his left stick to drive forward/backward, there are pros that use the keyboard (Yukeo, Fruity, Torsos). Find what works out best for you, making sure you can easily reach boost/jump/powerslide/airroll/airroll-LR simultaneously and don't be afraid of experimenting (but eventually settle on something).
Move boost from the right thumb to a designated finger. It makes sense, conceptually, having boost near drive-forward. Having Airroll/Powerslide with a designated finger, together, also works well, as they are mostly mutually exclusive (one is used in the air, the other is not), and represent similar concepts. The most used action of those that are left is ballcam toggle, so move that to somewhere accessible. Air roll right/left could be less accessible, since they are only needed for tornado spins, and perhaps half flips if you can't do these using air roll.

Airroll-Left/Right-Centric Controller

Airroll vs. Airroll Left/Right.
Lately, we've seen a shift in the meta, with more and more players starting to include airroll left or right or both. Is this viable? The answer is yes, and in some scenarios can be superior - from allowing certain mechanics that are impossible without them (tornado spins, and the somewhat niche stalls, and certain niche flicks); to allowing fastemore precise aerial maneuvers and takeoff. Aztral, an example of a notable mechanically gifted player heavily using Left/Right.
Learn to use both airroll and airroll left/right. There are uses for both. Airroll mostly for fine micro-adjustments like airroll shots, recoveries, etc. Airroll left/right is great for coarse quick movements like quicker fast aerial and aerial maneuvers, while allowing for free movement of your left stick.
If you want to start including air roll left/right in your gameplay, you'd have to find a way of making them more accessible than in the airroll-centric suggested preset, while still having jump and powerslide accessible. This is a more difficult task, as you've just added another button needed, or two if you want to use both.
Using a controller with paddles (like the expansive Scuf, XBOX elite, or the (cheaper) new DS4 back attachment) is a possible solution. If you do use paddles, just use the Airroll-Centric keybinds, and set airroll-left/right to the paddles.
Otherwise, with a regular controller, you would have to use claw-grip or fat-finger using your thumb. Fat-fingering goes against the principles mentioned earlier of having a designated finger for each action, but we only have so many fingers. Claw-grip is also not ideal and might take some time getting used to, though it is a decent solution that allows to, relatively easily, reach every button.
With claw-grip you could use the Airroll-Centric keybinds, or if you want to emphasize Left/Right even further, a possible preset is Aztral's controls (all default except [L1/R1] with [Airroll Left/Right]).
Another fat-finger possiblity, in case you want to be able to use both airroll left/right (many pros only use one) is the same preset suggested before, but swapping ballcam and airroll left buttons. So:
All default except: * L1 - Airroll + Powerslide. * R1 - Boost. * Triangle - Ballcam toggle. * Square/Circle - Airroll Left/Right.
The reason for that is that it might be easier to use your thumb simultaneously on either the red or blue zone. It would be difficult to use the thumb on square/circle simultaneously, which is why airroll left/right are assigned to it in this preset, as you never actually need to press both.

KBM Keybinds

Yukeo's keybinds. These controls maintain the principles previously mentioned. Every important action has a designated finger. Note how even using KBM, Yukeo still finds a use for separate airroll left/right keybinds.
Set [Keyboard Input Acceleration Time] to 0 and [Aerial/Steering Sensitivity] to 2.
Another possibility is using the keyboard without a mouse, especially if you don't have a gaming mouse with many buttons. Make a preset maintaining the principles mentioned before. Have a designated finger for every important action.

Hardware

This part is of course assuming the recommendations are financially possible. I'm not telling anyone to get a 240Hz monitor instead of buying food. This is of course for you to decide. Some pros played on console, some used an old 60Hz laptop. Remember we're aiming towards optimality here.

Monitor

Get a [144-240Hz] monitor. Preferably [240Hz], [1080p], [1ms response time / GtG] (usually these are [TN] monitors, but these days we also have [Fast/Nano IPS] with [1ms]). You don't have to use [G/Free-Sync] as they do add minimal input lag, and you don't notice tearings at these FPS levels anyway. Keep in mind such a monitor (240Hz) is specialized for RL, as you would probably not get close to 240FPS on AAA titles for example (unless you have a beast PC). Make sure the monitor is set to a 240Hz refresh rate in windows.

PC

You also need a decent enough PC to support 240+ FPS on competitive video settings, while not overheating, though that shouldn't be too difficult, as RL is a relatively light game. Enable steam FPS counter, and make sure you're getting stable FPS.

Controller

If you use a controller, use a USB cable and NOT Bluetooth as it is more consistent. Even if you've heard the polling rate is better (more on that soon). The USB should be connected to the back of the PC (right into the motherboard's panel), rather than the front USB panel, as in many cases, the front USB hub can add input lag. The most popular options for controllers are the [DS4] and the [XONE] controllers. More, less cheaper, options are [SCUF], [XBOX elite], [Thrustmaster eswap pro]. The [DS4] controller is by far the most used options, both for legacy reasons (RL's prequel was a DS3 exclusive) and good reasons like a decent price, good durability, great polling rate out of the box, and benefit most from overclocking. I would recommend you give it a try. If you don't like the DS layout, use an [XONE] controller. Don't use older controllers like the DS3 and X360.

Polling Rate

Overclock your controller to a polling rate of 1000Hz (like any proper gaming keyboard or mouse) to reduce input lag. Test whether it worked here (currently only works on Firefox). A more accurate tool. 1) open the program 2) press f2 to start logging and spin the analog stick in a circle fast 3) F2 to stop 4) enter 65536 in the cpi field 5) click plot 6) change plot type to frequency or interval to see the polling rate.
If you want to use KBM, make sure you have proper gaming KBM with a 1000Hz polling rate.

Connection

Never use WIFI. Use an ethernet connection.
Follow all of the steps on this guide (obviously according to your platform). Make sure you don't skip any of these, as each one can be critical (especially the ones at the end, regarding firewall, settings, port forwarding, etc).

Gameplay Settings

  • Text Chat: if you find yourself getting tilted you can disable this. If you still want to be able to communicate during kickoff, BakkesMod has a nice feature called kickoff only chat.
  • Voice Chat: disable.
  • Input buffer: good connections should use STS, less ideal connections use CSTS.
The rest of the settings are not interesting (perhaps just set all those rates & limits to high).

Interface Settings

  • Nameplate scale: just play with this and see how it works for you. I've seen most use [120-140%].
  • Nameplate mode: [always visible].
  • Colourblind mode: gives a high contrast borders to nameplates.

Audio Settings

Some people can be distracted by non-relevant sounds. Gameplay volume is the only sound that can contribute to your gameplay, so have everything else off (unless of course, you get enjoyment and immersion out of the other settings). Some people play with sound entirely off. This comes with a cost, as they can't hear players jumping/boosting behind them, which can be invaluable information.

Advanced Customisation

TAINPUT File Editting

Read about it here and here. This allows setting different deadzones for triggers, separate for the left, right stick (this is especially good if your deadzone is too low for right stick and causes the camera to drift), the X and Y axes (can be useful for stalls), setting multiple buttons to the same action and more.

BakkesMod

Use it to enhance your training. In my experience, even with quite a strong PC, it can cause FPS drops in matches. So I personally prefer to use it only for training, and closing it when I queue for matches. If you notice FPS drops in the steam FPS counter with BakkesMod, you can try without it and see if it's better.

Other 3rd Party Programs

I would advise against it. As said disable steam controller configurations anyway.
Both DS4Windows and Durazno2 were tested by Rocket Science to not add input lag, but I would still rather not use anything I don't have to (RL has native controller support). They both allow advanced controller customization if you must.

Chat

Bind everything to "Savage!", "Okay.", "What a save!" and "Take the shot!".
huEHUehuEHUe
Hopefully, this was helpful. Good luck!
submitted by Ungoliant0 to RocketLeague [link] [comments]


2020.09.12 02:16 fragmanlife iki dev isim menajerimi arada karsi karsiya

Star TV’nin bu sezona damga vuracak dizisi Menajerimi Ara’da konuk olacak iki isim karşı karşıya geldi. hem güldüren hem eğlendiren yönleriyle menajerimi Ara bu salı ekranda.
Dizi ve filmlerde oynayan ünlülerin hayatlarını mercek altına alan Menajerimi Ara dizinin ilk bölümü yayınlandı ve çok beğenildi. Format gereği her bölüme bir ünlünün konuk olacağı Menajerimi Ara’da iki dev isim karşı karşıya geliyor. Star Tv’de yayınlanması için Ay Yapım tarafından hazırlanan ve Call My Agent adlı diziden uyarlama olan Menajerimi Ara’da yer alacak iki dev isim kimler ve ne için karşı karşıya gelecekler? İşte dizi severlerin merak ettiği konu ve konuklar haberimizde. Şimdi detaylar
İki dev isim Menajerimi Ara'da karşı karşıya! Star TV’nin bu sezona damga vuracak dizisi Menajerimi Ara’da konuk olacak iki isim çekimleri tamamladı. Birbirinden usta oyuncuların görev yaptığı diziyi Ali Bilgin yönetirken senaryo Yeşim Çıtak ve Yelda Eroğlu ikilisine emanet. Barış Falay, Canan Ergüder, Fatih Artman, Ahsen Eroğlu, Denizcan Aktaş ve Ayşenil Şamlıoğlu gibi birbirinden usta oyuncuların görev yaptığı dizide Nükhet Duru ve Nebahat Çehre karşı karşıya gelecek ve kıyasıya rekabet edecek. Eski ama unutulmayan iki usta oyuncu, dizideki menajerlerine kök söktürürken ekran başındakileri hem güldürecek hem de düetleriyle heyecanlandıracak.
Bir yanda Nükhet Duru, diğer yanda Nebahat Çehre! Bir zamanlar sanat dünyasını kasıp kavuran Nükhet Duru ve Nebahat Çehre, bu sefer kozlarını ‘Menajerimi Ara’da paylaşacak. Çekimlere az bir süre kala başrol oyunculuğunu kabul etmeyen Nebahat Çehre, dizide menajeri Feris’i herkese alay konusu yapmıştır. Aynı projeye Nükhet Duru’nun önerilmesi ikili arasında çok eski tarihlerden kalma defterlerin açılmasına yol açar ve eğlence de burada başlar. Birbirine küs olan hatta zaman zaman sahnede rakip iki oyuncuyu canlandıran Duru ve Çehre’nin karşı karşıya geldiği anlar izleyiciyi ekrana bağlayacak. Bölümün sonlarına barışıp düet yaptıkları anlar ise bölümü unutulmaz sahnelere dahil edecek. Yönetmen koltuğunda ise Ali Bilgin’in oturduğu ‘Menajerimi Ara’, her Salı akşamı saat 20.00’de Star TV ekranlarında. Keyifli seyirler
Menajerimi Ara’nın Konusu Ne? Star Tv ekranlarında ilk bölümü geçen hafta yayınlanan ve Ay Yapım imzasını taşıyan uyarlama dizi Menajerimi Ara izleyiciye ünlülerin büyülü dünyasını izlettiriyor. Call My Agent adlı diziden uyarlama olan Menajerimi Ara dizisi ünlü isimlerin ve onların menajerlerinin yaşadığı stresli ve yer yer komik hayatları ekrana taşıyor. Ünlü isimlerin yaşadığı ışıltılı dünyada neler yaşadıkları içten ve yalın bir kurguyla ele alınıyor. Sıralı bölümler yerine tek bölümlük olan dizinin her bölümüne bir veya birkaç ünlü konuk olarak katılıyor. Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.09.12 02:15 fragmanlife sans kapiyi calincada flas degisiklik

Yarışma tutkunlarını ekrana kilitleyen Şans Kapıyı Çalınca'da yapılan flaş değişiklik izleyiciyi meraklandırdı. Yarışmada neler değişti?
Yarışma tutkunlarını ekrana kilitleyen Şans Kapıyı Çalınca'da yapılan flaş değişiklik izleyiciyi meraklandırdı. Yarışma programlarının altın çağını yaşadığı televizyon dünyasında ATV’nin ben de varım dediği Şans Kapıyı Çalınca yepyeni bir formata kavuştu. Ferit Aktuğ'un sunuculuğundaki yarışma programındaki değişiklikler neler, haberimizde. İşte detaylar
Şans Kapıyı Çalınca'da flaş değişiklik! Ferit Aktuğ’un özgün sunumla ekrana gelen ATV’nin yarışma programı Şans Kapıyı Çalınca’da format değişikliği yapıldı. Salı akşamları izleyiciyi kendine bağlayan yarışmada oyunların heyecanına bir de rekabet eklenecek ve oyun hırsı ikiye katlanacak.
Şans Kapıyı Çalınca’da neler değişti? Yapılan format değişikliğine göre bundan sonra Şans kapıyı çalınca yarışmasına iki değil üç aile katılacak. Üç yarışmacı evlerine götürülen oyunlarda olsun gerekse stüdyoda ilk kez görecekleri sürpriz oyunlarda birbirlerine karşı inanılmaz mücadele verecekler. Yarışmanın ilk oyunu olan 'Avantaj Oyunu'nda üç yarışmacı da aynı anda yarışacak ve en başarılı olan aile, başka bir uygulama olmadan direkt olarak finale kalma avantajı elde edecek. Avantaj oyununda başarısız olan diğer iki yarışmacıya bir şans daha verilecek ve iki yarışmacı aile, büyük finalde 50.000 lira için yarışmadan önce, yarı finalde kendileri için hazırlanan üç oyuna çıkacak. Eğer bu üç oyundan iki tanesini kazanarak rakibini elerse finale kalma avantajına sahip olacak.
50.000 liralık ödül! Üçüncü gelen aile elendikten sonra yarı finalin ve avantaj oyununun galibi iki yarışmacı final turuna katılacak. Finalde büyük ödül 50.000 lirayı kazanmak için üç oyun oynayacak iki aile, eğer üç oyundan ikisini kazanırsa büyük ödül olan 50.000 liranın da sahibi olacak. Ferit Aktuğ’un sunduğu Şans Kapıyı Çalınca her Salı akşamı saat 20.00’de ATV’de! Keyifli seyirler!
Ferit Aktuğ Kimdir? 1978 Adana doğumlu oyuncu ve sunucu Ferit Aktuğ, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. 2002 yılında TRT’de yayınlanan gençlik dizisi “Koçum Benim” ile sektöre adım atan Aktuğ, bir gençlik dizisi olan “Kampüsistan” ile adını duyurdu. Ona asıl şöhreti getiren yapım ise yayınlandığı dönemde büyük beğeni toplayan “Kavak Yelleri” dizisi oldu. Dizi, sinema ve tiyatro projelerinde yer alan Ferit Aktuğ, “Geleceğin Starı” adlı yarışmada oyuncu koçu olarak yer aldı ve sunuculuk yapmaya başladı. Canlitv platformu olarak şans kapıyı çalınca programında sunucu Ferit Aktuğ’a başarılar diliyoruz. Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.08.13 17:03 etceteraism [Acne] Dealing with trying to conceive/pregnancy acne

Since coming off the pill and trying to get pregnant, my skin has been freaking out. I have more redness and breakouts (combo of whiteheads, red spots, and CCs) all over my cheeks and chin. I started fertility meds a couple months ago, and can now add cystic acne on my chin to the list (fortunately clears up within a few days of stopping meds).
I know I could continue with my old products in the meantime, but having sensitive skin I don't want to be switching all my products out at once. I also acknowledge I'm taking a much more conservative approach-no AHAs/BHAs (except lactic acid) or benzoyl peroxide, and avoiding other chemicals like Parabens, PEGs, phthalates, etc. I read through many of the pregnancy threads, but a lot seem to stress that BHAs/BP are fine in small doses which I'm not personally comfortable with.
Old routine:
AM: Cerave hydrating cleanser, Quantum Hydrox toner (aloe/SA/glycolic based), Clinique Dramatically Different Moisturizer, sunscreen
PM: Same as above + Ordinary Granactive Retinol Emulsion and La Roche Posay Effaclar Duo as a preventative treatment on my chin/chest
Twice a week: A combo glycolic/lactic/pyruvic acid and Huxley sleep mask
New routine:
AM: Derma E Sensitive Skin Cleanser, Skinceuticals Phloretin CF (just trying this out, not sure I love it), Clinique Dramatically Different Moisturizer.
PM: Same as above minus the Vit C
Twice a week: Ordinary 10% Lactic Acid and Huxley sleep mask
Tl;dr: My skin really loves BHAs (and retinol!) but I'm avoiding those (plus BP) right now. Any suggestions for products to combat acne?
submitted by etceteraism to SkincareAddiction [link] [comments]